Dilhâne > Sizden Gelenler

Uyanmış Gecede Aşkın Rapsodisi

Rüzgar esiyor ruhumun kurak iklimlerinde Değmiyor tenimin denizsiz şehirlerine Vahası olmayan bir çölde görülen serap gibi Hüma kuşları uçuyor Kanatlarında taşıdıkları bin yığın hale Bin yıllık uykusundan uyanmış görülmeden gece Bu aşkın rapsodisidir aşılmış çöllerde Kozası çözülmemiş ipekböceğinin sesidir Bu Kays’ın sesidir Dağlardan gelen kalbin çırpınışıdır Aslının yanışıdır bu Avuçlar susamış bir duanın açıklığına Gökkubeden gelen çağrıyı bekler Kerem eyle Ey Rab ! Kerem Eyle ! Serabın gölgesinde dudaklar Çatlak bir

Daha Fazlası

Mütevazı Hayat

Hızla geçen ömre rağmen gelmeyen ay sonu Alacaklı hayallerle dolu veresiye defteri Burkulmasın diye baba sesinin tonu Gurur duyulan bir çocuk mahcubiyeti   Henüz yarılamamışken geceler günleri Düşer yatağa yorgun bedeni Güneş doğmadan geceden gündüze Yokluğu soğutur babanın, bir evi   Kaç kişiyi birden çeker Tedavülden kalkan ucu demir akbil İlk miracını minarenin gönderine çeker Babasının elinden tutan beş parmaklı kandil   Isınsın diye çocuğunun

Daha Fazlası

Kirlenmiş Sokak Tabelaları

Yalnızlık taşlıyor ruhumu Gittiğim her yerde Acılar kucaklıyor tüm şarkılar Mavera sokaklarında Ve şeytanın bile sabrettiği günler vardır Sevgiline gittiğin gün gibi mesela Ki ben kılmışım cenazeni çoktan , Unut artık çürümüş iskeleti külü kalmış sevgiliyi kim sevecek Rüzgar ve benden başka! Seni affedecek miyim ! Çünkü ölümün bile affetmeyeceği ölümler vardır biliyorum Öyleyse çok geç olmadan vakit Gel sev beni Saklı kalmış kirpiklerinle Cinlerden

Daha Fazlası

İstanbul Şehrengizi

Köpük köpük aktı tarih Ve galaksideki tüm yıldızlar. Serilmiş önümde gelinlik gerdanının incisi gibi boğaz; "mavi ve biraz kül karası siyah" Gemileri kandillerini yakmış, Seyrine dalan gözleri mum alevinin ışık huzmelerinden saçılıp titrercesine üşütüyor.  Yükselir arşa minarelerinden ve şimdi gök kubbeyi sarar o ilahi sada :" Hayye ale'l-felâh "  Ve tarih, ve zaman, ve mekan ve insan hep bir anda

Daha Fazlası

Ağlamak (Gözyaşına Ağıt)

Çocukluktan öte içimde hasret; Yok yere gözünü döken bir çocuk. Haline nispetle halime hayret; Gözümde bir hayal birkaç yudumcuk.   Yanağında ince ince çizgiler, İçinde yaşlarla, dertli, bahtiyar; Ses verse uzaktan, tatlı ezgiler, Yaramı kanatır, dertsiz ihtiyar.   Kanadı kırılmış bir kuşum da ben, Sanki Kafdağı'nda konacağım dal. Bir denizdeyim ki; hep diken diken, Varılmaz ufukta, sulardan sandal.   Gözsüz, bir toprakta yatanlar gibi, Çekilmiş çekilmiş

Daha Fazlası

Yanı Başımda

Hüzün en sadık dostumdur Ne korku ne bir kuşku gideceğine İnmez omzumdan eli, yanı başımda durur Yüzüme tebessüm vursa Acımaz, alnının çatından vurur Hüzün evimdir de biraz Tavanı gökyüzüne benzer ki uçsuz bucaksız Sarmaşığa aşinadır solgun duvarlar Penceremi gıdıklayan güneş Yabancıdır bana bir sevinç kadar Gülnihal Yeşiltepe

Daha Fazlası

Şeytan Kadar

Bilmem neden geldik şu acı dünyaya, Çürümüş ve unutulmuş ruhların arasına, Cennet hayali ile daldık günahlara, Sattık insanlığı bir tutam kağıt parçasına. Yükselebilecekken melekler sofrasına, Kim bilir çabalasak belki daha ulu'suna, Lakin düştük kendi tuzağımıza, Soktuk elimizi cehennem çukuruna. Zalim dünyada, kaldık zalim kulların insafına. Kula kulluk etmekle geçiyor vaktimiz, İki nefeslik sefaya tav oldu nefsimiz, Hakikate kapandı, kör oldu gözlerimiz, Kalmadı

Daha Fazlası

Sevdam Büyüt Beni

Ey küçük kalbime düşen büyük sevdâ büyüt beni Yer açabilmek için sana genişlet kalbimi Arındır bendeki bu katran kiri Mücellâ nûrundan bir pay ver ey sevgili Aşayım tüm engelleri, taşırayım enginlikleri Mahkûm etme gölgeler dünyâsına beni Göster hakîkat âlemine giden kervanın izini Esîr etme hudutlu aklımın hudûduna beni Ver hür ruhlu atlarına kalbimin, ver dizgini Sonsuzluğa açılan ufkun ver

Daha Fazlası