Ana Sayfa Sizden Gelenler

Sizden Gelenler

Git başımdan doktor, ilâç istemem En çok ben yanayım, taht-tâç istemem!.. Hiç bir şeyim yoktur aşkımdan başka Gelmesin kapıma muhtâç istemem!.. Benim Hak'tan gayrı bir sevdiğim yok Aşkullâh yolunda burgaç istemem!.. Yanayım, yanayım dâim yanayım Dirilsin bu gönlüm kıraç istemem!.. Ey Sükûtî, sakın bıkıp usanma Nâr-ı aşktan başka minhâc istemem!.. Hızır İrfan Önder
Rüzgar esiyor ruhumun kurak iklimlerinde Değmiyor tenimin denizsiz şehirlerine Vahası olmayan bir çölde görülen serap gibi Hüma kuşları uçuyor Kanatlarında taşıdıkları bin yığın hale Bin yıllık uykusundan uyanmış görülmeden gece Bu aşkın rapsodisidir aşılmış çöllerde Kozası çözülmemiş ipekböceğinin sesidir Bu Kays’ın sesidir Dağlardan gelen kalbin çırpınışıdır Aslının yanışıdır bu Avuçlar susamış bir duanın açıklığına Gökkubeden gelen çağrıyı bekler Kerem eyle Ey Rab ! Kerem Eyle ! Serabın gölgesinde dudaklar Çatlak bir toprak dua susuzluğunda Gece müjganın koynunda Gece suskunluğa gebe Ay karanlığında Zühre...
Hızla geçen ömre rağmen gelmeyen ay sonu Alacaklı hayallerle dolu veresiye defteri Burkulmasın diye baba sesinin tonu Gurur duyulan bir çocuk mahcubiyeti   Henüz yarılamamışken geceler günleri Düşer yatağa yorgun bedeni Güneş doğmadan geceden gündüze Yokluğu soğutur babanın, bir evi   Kaç kişiyi birden çeker Tedavülden kalkan ucu demir akbil İlk miracını minarenin gönderine çeker Babasının elinden tutan beş parmaklı kandil   Isınsın diye çocuğunun teni Sobanın yamacına serili yorgan Ve bir annenin elleri Üstünde yanık kestane...
Yalnızlık taşlıyor ruhumu Gittiğim her yerde Acılar kucaklıyor tüm şarkılar Mavera sokaklarında Ve şeytanın bile sabrettiği günler vardır Sevgiline gittiğin gün gibi mesela Ki ben kılmışım cenazeni çoktan , Unut artık çürümüş iskeleti külü kalmış sevgiliyi kim sevecek Rüzgar ve benden başka! Seni affedecek miyim ! Çünkü ölümün bile affetmeyeceği ölümler vardır biliyorum Öyleyse çok geç olmadan vakit Gel sev beni Saklı kalmış kirpiklerinle Cinlerden sakladığın bakışlarınla Ki bekliyorum seni "kalu beladan" beri... Mohammad Haroun Omari
Köpük köpük aktı tarih Ve galaksideki tüm yıldızlar. Serilmiş önümde gelinlik gerdanının incisi gibi boğaz; "mavi ve biraz kül karası siyah" Gemileri kandillerini yakmış, Seyrine dalan gözleri mum alevinin ışık huzmelerinden saçılıp titrercesine üşütüyor.  Yükselir arşa minarelerinden ve şimdi gök kubbeyi sarar o ilahi sada :" Hayye ale'l-felâh "  Ve tarih, ve zaman, ve mekan ve insan hep bir anda akar yolunu bulur şehrin izbe sokaklarında. Kaybolmuş izlerimiz, büyüyerek ses ve vücut...
Çocukluktan öte içimde hasret; Yok yere gözünü döken bir çocuk. Haline nispetle halime hayret; Gözümde bir hayal birkaç yudumcuk.   Yanağında ince ince çizgiler, İçinde yaşlarla, dertli, bahtiyar; Ses verse uzaktan, tatlı ezgiler, Yaramı kanatır, dertsiz ihtiyar.   Kanadı kırılmış bir kuşum da ben, Sanki Kafdağı'nda konacağım dal. Bir denizdeyim ki; hep diken diken, Varılmaz ufukta, sulardan sandal.   Gözsüz, bir toprakta yatanlar gibi, Çekilmiş çekilmiş hep damarlarım. Ne acı, gülmekten görünmüş dibi, Kurumuş kurumuş gözpınarlarım. Oysa denizde...
Hüzün en sadık dostumdur Ne korku ne bir kuşku gideceğine İnmez omzumdan eli, yanı başımda durur Yüzüme tebessüm vursa Acımaz, alnının çatından vurur Hüzün evimdir de biraz Tavanı gökyüzüne benzer ki uçsuz bucaksız Sarmaşığa aşinadır solgun duvarlar Penceremi gıdıklayan güneş Yabancıdır bana bir sevinç kadar Gülnihal Yeşiltepe
Bilmem neden geldik şu acı dünyaya, Çürümüş ve unutulmuş ruhların arasına, Cennet hayali ile daldık günahlara, Sattık insanlığı bir tutam kağıt parçasına. Yükselebilecekken melekler sofrasına, Kim bilir çabalasak belki daha ulu'suna, Lakin düştük kendi tuzağımıza, Soktuk elimizi cehennem çukuruna. Zalim dünyada, kaldık zalim kulların insafına. Kula kulluk etmekle geçiyor vaktimiz, İki nefeslik sefaya tav oldu nefsimiz, Hakikate kapandı, kör oldu gözlerimiz, Kalmadı artık şeytan kadar değerimiz. Mustafa Burak Sak