Şiirler

Kırkikindi

0
Gölge tutarken hayal İnsana doymaz toprak Aynalar hiçe bakar İz bırakmaz bakışlar Güneş kemirir çölü Düşerken gözyaşları Sonsuza kazınır aşk Ölüm saramaz onu En yüksek en derinin Sevdalısı ezelde Kavuşmak değildir aşk Buluşmalar mahşerde Söküldükçe dikilir Acılar her dem taze Bir hüzünlü kehribar Acıyı saklar bize Sinelerde gizli kor Çelik sağar demirden Gözyaşıyla yoğrulur Kırılgan kederinden Sonsuz yanında sayı Ölüm yanında hayat Varlığımız bir serap Çaresizlik gözlerde Dar gelir mi hiç toprak Ağaçların köküne Acı içinde büyür Yürekler aşka teşne Zembereği boşalmış Bir saattir yürekler Çarpar öteye sarsak Yollar düğüm...
Vakit ne vakit bu hal oldu, Gözüm açıp kapattım kayboldu, Bir iki yıl değil seneler doldu, Sükuta dayan gayrı nefesin tükenmesin!   Can derdiyle çıktım yola, Hakk’ı unuttum saldım bedeni çayıra, Sen sen ol dedim uyma sakın şeytana, Aynaya bir bak nefsin felaha ersin!   Cürmüm çok diyene kulak astım, Sanki tek ben pir ü paktım, Şirazem kaydı yıllarımı çöpe attım, Silkelen kendine gel artık, haddi aştın!..
Gün dediğin takvimlerle Ayamazsın gelir geçer Hızlı hızlı adımlarla Uyamazsın gelir geçer Ova bayır koşa koşa Engelleri aşa aşa Neler gelir garip başa Diyemezsin gelir geçer Gölgeliktir fâni dünya Gördüklerin hepsi rüya Gülecekti sana güya Doyamazsın gelir geçer Ok yayından fırlayınca Nefis sana hırlayınca Arzuların gürleyince Cayamazsın gelir geçer Felek neler ettirir de Borusunu öttürür de Ham meyveyi yutturur da Soyamazsın gelir geçer Sallanırsın pamuk ipte Bazen gökte bazen dipte Geçer akçen biter cepte Sayamazsın gelir geçer Söyle var mı murat alan Ölmeyip de...
Sor sen bana çağın çocuğunu ! süzdü bedeninden şımarık gülüşünü, vurdu yumruğunu kabuk bağlamış göğsüme, O ki oluk oluk merhameti taşlardan akıtandır.     Üzerinde bir ağ, adı gariplik, nazarın değdiği yerde taş üstünde taş kalmadı bende ha çocuk.. Aldığı gibi babasından namazı, annesinden niyâzı, sen bende kırılacak dal bırakmadın ki ha çocuk.. Senin göğsün bir kâinat, sanki bilmez miyim? kaç şehîdin yerine boy verdiğini, intikâm-ı ilâhi sendedir...
Ferhat olmak zor şimdi, Şirinler sahte, şehirler köhne, Sahte âşıklara ve maşuklara kalmış sahne… Geçit vermez dağlar kalmadı yeryüzünde, Ne kadar yüce olsa da yollar geçti üstünden, Fıtratlar bozuldu, günübirlik yaşanıyor aşklar, Belki de bozukluk emilen anne sütünden… Külünkle dağları delen Ferhat yok, Bir pula bir kula kanacak Şirinler çok, Ruhlar aç, ne gözler ne gönüller tok… Kimse katlanmaz oldu kimseye, Sözler süslü, güya aşklar büyük, Gerçekte ise seven sevdiğine yük… Dünya...
Neydi hayat!? Bir çocuğun salıncakta sallanması gibi Bazen hızlı bir kaçış, bazen sessizce ağlayış Bazen tutsak bir âşık, bazen gökte süzülen bir kuşNe kadar sıkı tutabilirsek ipleri O kadar sağlam ve güzel yaşamaktı hayat…   Neydi hayat!? Sonu meçhul bir yolculuğa çıkar gibi Kimi zaman kavuşma, kimi zaman ayrılık Bazen söylenmemiş bir şarkı, bazen sadece hayâl Yokluk gam, varlık kedere düçar iken! Hüzünlü bir ney taksimi dinletisiydi hayat…   Neydi hayat!? Bir tırtılın...
Dünde kaldı işlemeli mendiller Ve yağmur sonrası toprak kokusu Ve fesleğen, hakeza reyhan Aklımızı aldı akıllı telefonlar Hira dinginliği üretimine başlamışlar seralar Anadolu'dan "kavimler göçü" yaşanıyor kent hengâmesine Her gün yeni kurbanlar kesiyor modernite Söküğünü dikemeyen terzi dolu sokaklar Kuşlar pencere önlerinde Beraber ve solo ötüşler, kürdili hicazkâr Röntgenini çekiyorlar gönlümün Ah Hasankeyf, platonik sevdam
Yüreğimle tanıştırdın ya beni yeniden Sonrasız bir aşk yaşar şimdi, ürkek nabızlarımda Bir akşam kadar yorgun…   Aynalar sormaz oldu halimi Aradım damar damar, bulamadım kendimi Karıştırdım kanımı…   Çoğalttıkça varlığın, eksilmiş yüreğimi Sindiğinden beri gözlerime gözlerin İçimde bir çığlık yaşar, şimdi iki kişilik   Güneşi parlatırken gözlerimiz birlikte Bulutlar fısıldarken damla damla gözlere İçimizde saklanır, onulmaz aşkın sırrı   Dudaklarımıza değmez Dokunmaz kulaklara İçten içe yaşanır, sükût yüklü fırtına   Bu aşkın biçimini, ararken şu gözlerim Çizik atar durmadan,...