Ana Sayfa Şiirler

Şiirler

Dörtnala

0
Saklambaç oynayan çocuk dünyası Ortasından ırmak geçen şehirler Aşiyan kolonisi gibi cıvıl cıvıl Bir imsak, bir kadın, tezekli soba Yeni doğmuş kardeşin gözleri şehlâ; -Bir gözde bu kadar mı güzel durur şapkalı a- Halay modunda şahmeran desenli kerpiç duvarlar Oyunlar nöbetleşe sahne alır Babaya at rolü düşüyor; Çocuk sırtında Dar alanda, dörtnala koşturmalar Çıkmaz sokağa çıkıyor olsa da her yol Her adım bir ağaç olup dikilir...

Bizim Hatip

0
*sene’93 / bir semt pazarı seyyar satıcıydı bizim hatip kendi halinde sessiz ve sakin nedense hep ona musallat olurdu zabıtası şehrin seyyar satıcıydı bizim hatip hayatı da seyyar yaşadı zaten bir göçebe misali sizin dünyanızda gün görmeden seyyar satıcıydı bizim hatip kalb-i selimle yatmak için mezarda janjanlı oyuncaklarınızı çöpe doldurmuştu pazarda seyyar satıcıydı bizim hatip muhabbetin kokusunu alınca uçardı nerde dost nerde yâren var gönül tezgâhını orada açardı seyyar satıcıydı bizim hatip eli kârda gönlü yârda eşine az...
Mahviyet libasını üstüne takın Hak ile bilişiver, Hak'la bakın Hazer kıl, kendin görmekten sakın Saray-ı velâyettir bu, kolay bulunmaz   Deryâda damlayı, damlada deryâyı görüver Arıyorsan ilm-i ledün, ehline soruver Bir insan-ı kâmil ara, eteğini tutuver Saray-ı velâyettir bu, kolay girilmez   Efâl'ini, sıfât'ını, zât'ını salıver deryâya Mürşidin hazırlar dârını, kavuşursun Mevlâya Her nefeste cenâhsız, uçuşursun Bâlâya Saray-ı velâyettir bu, kolay durulmaz Hâmuş aldı dersini, yoğa saydı vârını Murâkıb olup her dem, aramakta yârini Seyf-i...
Menesse, Bu gece kendimle bir kavgaya tutuştum. Beynimde kaynayan kazan, Ağzımda kan, Göğsümde mahşer yeri.. Muhasebe de muharebe de bu meydanda oldu. Gülce söyleyip dikence vuruldum Düşerken yalnızdım hep, Düşenin dostu olmak zordu.   Öldük yahut öldürüldük, Arasına bir bıçak farkı koyarak. Edilgen bir söyleyiş Sırtımdan sızan sıcaklığa diyet olsun istemedim. Çünkü kavgadan kaçmamıştım hiçbir zaman. Bilmiyordum neden sırtımdaydı bıçak, Cahit abi de bilmiyordu. Sözünü zarifçe düşürdü dudaklarından. Vurmuşlardı bize, biz vurmamıştık Halbuki vuruşmak, karşılıklı...
Ey zalim, İstersen bütün dünyaya Her gece, Kapkara yazılar yazdır. Nişan almış Karanlığın kalbine, Zencilerin gözyaşları beyazdır.

Göç

0
Ansızın çıkıp gittiğin gün!... Karardı  ruhum, tükendi can özüm. Denizde  savrulan başıboş bir sandal gibi Sahilden sahile savruldum… Ve bilinmeyene başladı göçüm…   İzlerini aradım koca âlemde… Ne bir ses, ne bir nefes… Yürüdüm yürüdüğün yollardan. Düşlerken o heybetini… Kalbimdeki “acı”yı hafifleten Amberin kokun ile huzur buldum…   Hayallerim tavan aralıklarına gizlenmiş… Ruhum, beyaz kelebeğin kanadında asılı. Yaşarken ölmeyene, ölmek zor… Yürek pare, pare… Esaretim devam ediyorken… Göçüm, son-suz-lu-ğa….
Ben dünyaya geldim Savruldu göz bebeğime bir günün saçağı Avuçlarıma sığmayan. Yüreğim dolandı huzursuz bir sevince Kanayan bir pıhtı düşerken göklerimden Zaman... zamana benzemeden Su... suya benzemeden Düşler en gerçek gibi Saklı bir âlemde belirdi Yapmamalıydık dedim usulca Yapmamalıydık, içimizi bu kadar belirsizlikle Iskalamamalıydık. Biliyorum işte ruhum o pişmanlığın huzurunu Henüz sindiremedi Ve lütfen dedim itiraf ile kendimi Aczimi düştüğüm avuçlarımı o kırmızı ile süsleme Ben gözlerim ile gidermeye çalıştım ya Rabbi O...
Yabancı durmasın dudaklardaki sözler Kelimeler yüreğin kanlı ayak izleri Süpürelim hepsini loş sessizliklere   Sükûtla ifşa etsin bırak şu gönül aşkı Berrak su da göstermez dibi derin olanı Çıtırtısız bir korun derin sessizliğiyle   Rüzgâr fısıldarken dağların doruklarına Kalpsiz midir, bilir miyiz o taşlar? Buluttan kopan yağmur konuşmaz mı gözlere?   Yaprağın can verişi dalından düşerken, akşam Örter mi ki karanlık o canhıraş sesini? Ölüme değerken ten, kendince çaresizce   Bir kelebek kanadı çizik atarken...