Dilhâne > Şiirler

İbrahim Olmak ve Putları Yıkmak

İbrahim, Nedir seni alıkoyan İçindeki putları yıkmaktan? Putlar kim, biz kimiz? Var mı bir farkımız, Ruhsuz putlardan? Kimiz ki biz? Neden medet umuyor bizden, Bir dala tutunmayı, sımsıkı sarılmayı Şeref sayan insanlar? İbrahim olmanın fıtratı, Tutsak eden putları yıkmak mıdır? İbrahim, Nedir seni alıkoyan İçindeki putları yıkmaktan? Nedir bu putlar veyahut kimdir? Ben var ederim içimde putları, Yine ben yıkarım bir hışımla. Kâinatın en büyük puthanesi Sorgusuz sualsiz benim

Daha Fazlası

Hoşçakal

Gözlerim kan çanağı, ruhum yırtık, Sen de gel benimle çirkin yaratık, Karanlık odaların efsunlu haritası, Seni gören güzergahtan olur artık. Keder kaderle buluştu düştü başa, Ne öl diyebildim sessizce ne yaşa. Öyle sükut etti ki yangın yeri yürek, Ya ben dönecektim ya yürek taşa. Mahrem ağacın gölgesinde serinlik, Hayallere bulanıp karardı gelinlik, Uzaklarda hatırlarım zeytin kokusu, Hatırlamam gönülden düşende esenlik Aynaların kehaneti

Daha Fazlası

Buluta Sevda

Bir buluta takıldı uçurtmam. Usulca seyrederken rüzgârın peşinden, Yolunu şaşırdı kaldı uçurtmam. Gökyüzünün maviliğine hayrandı, Beyaz bulutlara da. Sanki vuslata ermiş gibi takılı kaldı orada. Bulutun alışkın olduğu maviliğin gizemine daldılar beraber. Özgürdü bulut, uçurtmanınkinden daha çok… İnce bir ipe bağlı oysa uçurtmam. Gökyüzünün mavi derinliğinde savrulurken, Hangi rüzgârdı peşini bıraktığın? Bulutlara da hükmeden hangi rüzgârdı? İyice sarıl uçurtmam. Bırakma

Daha Fazlası

Eslemtü

İnsan bazen bilemez, hayır mıdır şer mi Dövünür anlamsızca, olmayınca isteği Kimi baştan anlar, vardır der bir hikmeti Önce ağladığına sonra güldüğünde kimi   Her ‘musibet’ aslında, tam da birer ‘isabet’ Bu sözcük köklerinde saklı işte keramet Belki de o an öyle sandığımız felaket Gerçekte şahsa özel imtihandan ibaret   Güvenmek gerek Yaradan’a koşulsuz O hep bizimle ve de kudreti sonsuz Bizim

Daha Fazlası

İçimdeki Mümessilden Haberler

Geçemedi rüzgar kalabalığımın arasından.   Ve gözler kalabalığımın suya düşen yalnızlığıyla dinlendi.   Kalabalığımın düştüğü suyun on damlasında dinleniyor gökteki yıldızlar.   Cüz’ün bir cüz’ünde Kül’e benzeyen çizgiler, renkler ve tatlar.   Bir kadının yüreği uzandı geçti kalabalığımın arasından ve değdi, değemez dediğime.   Bir gök durdu sonra karşımda gözlerim ve yüzümdeki hırçınlıkları dinlendiren.   Sonra… bir göçü durdurdu zihnim ve kalbim arasındaki. Şiir şuur altımda dolanan bir mümessil.   Hangi ihanet şebekesine hizmet ediyor ve nedir öğrenmek istediği?   Bir ses dolanıyor sarp

Daha Fazlası

Düşler Ülkesi

Taşındım bu dünyadan, Emanet ne varsa hepsini toplayarak, Arkamdan bir tutam bile bırakmadan… Gözyaşlarım, acılarım ve yüreğime kalın dedim, siz gelmeyin! Dediysem de bırakmadı hiçbirisi. Ellerime, ayaklarıma, omuzlarıma, Tutunabildikleri her yere tutundular. Onlar da geldiler benimle.   Uzun uzun baktım misafir olduğum geçmişime Ve gözlerimi kapatarak attım ilk adımlarımı Geçmiş için sona, gelecek için yeni bir başlangıca… "Hoş geldin” dedi,

Daha Fazlası

Dilhânem

Dikenmişsin, seni gül sandım oysa Evvelimi yakar, ahirim duysa Üstü kalsın doydum, sevdalık buysa Zehire şerbet diye lokma banmışım   Sûretinde farklı bir sîret varmış Batında karayken zahirde akmış Sırat'tan da ince köprüler varmış Bilmeden yürüyüp ayak basmışım   Dilhâneme siyah bir örtü çektin Bilirsin orada maliktin, yektin Nezdimde yıkılmaz kaleye denktin Meğer çürük duvara abanmışım

Daha Fazlası

Bitişik Tüm Ayrılıklar

Ön sözüdür şu kısacık hayatın, sonbahar Puslu, bulutlu, okunaksızdır göğü. Sonbahar ki bitişik tüm ayrılıklar Renklerin sesi kısık, boynu bükülü.   Teninde kıvrılır, umutla her can Gözleri doldurur, yığılan yaşlar Son saati vurmadan o kavruk zaman Gergin gergefi her an hayatın, kanar.   Kımıldatırken göğü, uzak bir rüzgâr Ebruli dağların dorukları eserken Gözlere sığınır geceleri yıldızlar Saçları ay, her gece

Daha Fazlası