Dilhâne > Şiirler

Çığ/lık

Van'da çığ düşmesi sonucu vefat eden kardeşlerimizin aziz hatırasına... Alev alev bir çığ/lık düşer Şark'ı bir yangın alır Bir velvele iner beyaz renkli -Eczâ niyetine fatihalar Hızır’ı çağıran ayetel kürsiler- Alaturka frekanslara ayarlı zaman Rakamlar sızar zihnin yarıklarından Anamın sayhasında ince bir hawar Bahçesaray yolu son istasyon Randevu günümüz beş Şubat -"Her nefis bir gün tadacak"- Bekletmeyelim dostumuzu Düşecek var muavin beg kütükten

Daha Fazlası

Yok’a Şiir

Zaman bu zaman değil, Çağ bu çağ değildi. Belki yıllar önce, Belki asırlar sonra karşılaşmalıydık seninle; Çünkü asırlar, imkansızdan daha uzak değil.   Ilık bir İstanbul sabahında bulmalıydın beni, Türküler söylemeliydin kendi dilinde. Gün yüzünü çevirip dünyadan, batınca güneş; Sen ay gibi doğmalıydın geceye, Rüzgâr olup esmeliydin, Tarihe götürmeliydin beni! Leyla’ya, Mecnun’a, Ferhat’a, Şirin’e, Aslı’ya, Kerem’e, Tahir’e ve Zühre’ye Birlikte selâm vermeliydik. Kurşunlar yağmur

Daha Fazlası

Bazen İnsan

Aradığını bulamaz bazen insan. Garip, aradığı nedir onu da bilmez ya heyhat! Seneleri yuvarlar avcunda fakat Ne kadar kir bulaşmış hesap etmez.   Kibre açılan kapıların önünde nöbet tutarken, Güneş gözlüğüyle bakarken gökyüzüne, Göremez dünyanın gökkuşağını. Mutlu olmayı bir şey sanır. Sevgi yoksunu suratların sırıtışı oluverir mutluluk, Gönül tebessümleri ise yıkık. Dert sahibi olmak yüceltir asıl insanı, bilmez.   Giderek kalır bazen

Daha Fazlası

Saklı Yollar

Beni bana terk etme, civarında olayım; Şaşırıp kalmayayım dağlar başında… Muradın, gönlümün muradı olsun! Korkutan dağ yalnızlığının telaşında, Sen, önümde açılan uzun ince yolsun…   Haydi, gel ufuklara açılalım, İkimizin bildiği saklı yollardan… Söyleşelim yine harfsiz, hecesiz; Haber sal seher vakti esen yellerden.   Yeni fark ettim göğün rengini, Denizin aşk kokan mavisini, Güzün olgun sarısını, Terü taze yeşilini baharın yeni fark ettim. Aldatmacadan

Daha Fazlası

Ey Batı’nın Doymak Bilmez İnsanı

Batı’nın doymak bilmez insanı! Sen doldururken cüzdanı, Akıyor her yerde masumun kanı, Açlıktan ölürken Afrika insanı, Sen şikâyetçisin sindirememekten İşkembene dolanı… Afrika’nın çikolata renkli çocuğu, Çikolata nedir bilmez!.. Karnı açtır, gözü gönlü tok, Yüreğinde paylaşacak sevgisi çok, İçecek suyu, yiyecek ekmeği yok… Sen dünyalara sahip ama fakirken, O yokluklar içinde zengin… Seni yiyip bitirirken sahip olamadıkların, Onu diri tutuyor kanaat ettikleri…

Daha Fazlası

Dur Hele

Olma mahzûn deli gönlüm hele dur Döner elbet yine devrân, bu geçer Bu nehir üstüne son köprü budur Yatağından daha pek çok su geçer   Vurulur toy günü binlerle defe Kurulur postuna Alvarlı Efe Sürülür tartıya en ince kefe Şiri bîçâre kor ol âhu geçer   Ayn-ı âfâk ile mâ engin olur Aysa dîlin dili Hû rengin olur Ayna şekgû bile nîrengin

Daha Fazlası

Çoğalır Ölüm

Ve günün tortusu çöker Zonklar pencerelerde akşam Gökyüzü gıcırtıyla kapanır Kara, geceyi boyar durmadan   Karanlık, adım adım Kendine çıkar gece Dili çözülür karanlığın Kullanılmamış ölümlerle   Kasvetli imbiklerle her an Damılıtırken geceden zaman Kalplerdeki gözler uyanır Hüzündür artık, çağlayan   Hayat denkleştirilir ölümle Çoğalır ölüm, giyili her sırtta Kefendir aslında her ten Tabutlar sızlarken ormanda   Kabından öteye taşar bakışlar Dillerde pas tutar çığlık Kendini çağırır durmadan ölüm Aksak ritmiyle her dudakta

Daha Fazlası