Bir Leylâ Rüzgarı - Dilhâne
Yazılar

Bir Leylâ Rüzgarı

Bir kilitle başlar hep yaşamın şifresi. Var sandığımız nice yokların dalgaları arasında boğulurken çocukluk rüyalarımız kadar tekrarı çok pişmanlıklar yaşıyor hayallerimiz. Birçok kalabalıkta kimsesiz kalıyor ruhlarımız, yorgunluğa varmadan yorulan yüreklerimiz.

Bundan yaklaşık iki yıl önceydi. Sılayı, gurbette yüreğinle hemhâl olduklarımıza mecburen tercih ettiğimiz o gün, başımdan geçen safderun bir hatıra paylaşımdır bu;

Yer İstanbul, eve dönmek için saatinin gelmesini beklediğimiz araçların kalktığı yer.

Henüz şehirden ayrılmama 1.5-2 saat vardı. Oturacak yer kalmadığı için büyük valizimin üstüne oturup belki biraz hüzünlü yüreğim teskin olur diye kitap okuyordum, dalmışım ki birden küçük kız çocuğunun önümde dikildiğini gördüm. Belli ki bu Suriyeli bir çocuktu. Üstü başı kir içinde, saçları salık ve keçeleşmeye yüz tutmuş, yüzü ise duman yutmuş gibi siyah siyahtı. Ben bunları çok sonra fark ettim. Çünkü bir gözleri vardı ki içinde boğulduğum, tüm kusurları kaybedercesine bakıyordu. Elini uzattı. Belki bir şey istiyordu, belki de birkaç kuruş…

Kollarını hafifçe tutup kendime yaklaştırdım. ‘’Adın nedir?’’ senin diye sordum. Önce hiç beklemediği ve karşılaşmadığı bu soru karşısında sustu. Gözleri şaşkın ve kilitliydi. Neden sonra kendine geldi ve hemen kaybolan küçük bir gülümseyişle ‘’Leylâ’’ dedi. Neden bilmiyorum ama benim yüreğimde çoktan leyla rüzgarları esmeye başlamıştı zaten. Leylâ yakışır mıydı hiç bu kadar çok, bir Leylâ’ya! Kimseye yakışmadığı kadar çok yakışmıştı ama bir imtihan içindeydi belli ki… Leylâ belki de yıllar önce kaybettiğim bir duygunun, bendeki büyük bir dalgasıydı, adı çocukluk…

Bırakamadım onu kolayca…

‘’ Leylâ! Adın ne kadar güzel, seni öpmeme izin verir misin?’’ deyince, içindeki kocaman gülümsemeyi, ona gülmeyi unutturan insanlara ceza olsun diye saklamıştı yine…

Bu ceza infazdan daha ağırdı sevmesini bilenlere…

Kara kara yanaklarından öptüğümde, dünyanın en mutlu insanıydım sanki. İçimizde boğulan hüzünlere rağmen, istediği birkaç kuruşu da aldıktan sonra, bana deliymişim gibi hayret içinde baka baka uzaklaşmıştı.

Biliyorum Leylâlar beklemez, giderdi hangi devir olursa olsun…

Evet gitmişti Leylâ… Gülmeyi saklayan gözleri kalmıştı sadece bende. Başka bir şey kalmamıştı. Beni de götürmüştü gözlerinde sanki… O an bir yerlerde nasıl da asılı kaldığımızı fark ettim. Küçük bir kız çocuğunun bana verdiği mutluluğu, silişi, hatırlayışı, dünya toplansa veremezdi anlamıştım.

Anladım ki Leylâların bizden istediği birkaç kuruş değildir sadece. Belki de istedikleri hiçbir zaman bu olmadı, bilmiyorum. Ama anladım ki aynı ırktan olmasak da her çocuk bir öpücükle de olsa yüreğinin mest edilmesinin ister.

Anladım ki şu gözlerimizle gördüğümüz kirlilik, ışıl ışıl bir güzelliği hiçbir vakit örtemez. Ve gönlümdeki huzur tarif edilemez…

O günden sonra içimde hep bir Leylâ sakladım. Onu bir daha hiç görmeyecektim belki de ama bana ömrüm boyunca yetecek bir şey öğretmişti Leylâ.

Şimdi ne zaman mendil uzatan bir çocuğa rast gelsem, anlıyorum ki ‘’peçete kalsın’’ deyip ellerine birkaç kuruş bırakmaktan daha fazlasını istiyor bizden.

Bir çocuk… Ne olursa olsun hor bakılmayı, itilip, kakılmayı ve hepsinden öte asla parayla geçiştirilmeyi hak etmiyor bence…

Her çocuk, hele ki kaçtığı bir cehennem misali savaşsa eğer; her çocuktan daha çok öpülmeyi, gülümsemeyi ve kucaklanmayı hak ediyor olmalı, birileri bunu yapmalı…

Bu günden sonra içinizde bir Leylâ’nın olup olmadığını yoklayın. Eğer bir Leylâ rüzgârı esmemişse henüz, ne olur geç kalmayın!

Ama eğer çoktan Leylâlar dolaşır olduysa yüreğinizde onlara iyi bakın, kaybetmeyin, tekrar çaresizlik savaşına itmeyin onları…

Unutmayın ki eğer Leylâlar bizim verdiğimiz para yüzünden bir gün gülmeyi hepten unuturlarsa ne Allah(c.c.) verdiğimiz sadakadan memnun olur, ne de biz bu savaşın içinden çıkabiliriz… Leylâ gülmeyi unutursa eğer en korkunç savaşın ortasında kalmış demektir ruhlarımız…

Tüm konuşulanları bir kenara bırakın ve hissedin, sadece bir his, belki de dünyanın en mutlu insanı olursunuz…

Yüreğinizdeki Leylâlara sevgi ve muhabbetlerimle. Hoşça kalın…BİR LEYLÂ RÜZGARI

Bir kilitle başlar hep yaşamın şifresi. Var sandığımız nice yokların dalgaları arasında boğulurken çocukluk rüyalarımız kadar tekrarı çok pişmanlıklar yaşıyor hayallerimiz. Birçok kalabalıkta kimsesiz kalıyor ruhlarımız, yorgunluğa varmadan yorulan yüreklerimiz.

Bundan yaklaşık iki yıl önceydi. Sılayı, gurbette yüreğinle hemhâl olduklarımıza mecburen tercih ettiğimiz o gün, başımdan geçen safderun bir hatıra paylaşımdır bu;

Yer İstanbul, eve dönmek için saatinin gelmesini beklediğimiz araçların kalktığı yer.

Henüz şehirden ayrılmama 1.5-2 saat vardı. Oturacak yer kalmadığı için büyük valizimin üstüne oturup belki biraz hüzünlü yüreğim teskin olur diye kitap okuyordum, dalmışım ki birden küçük kız çocuğunun önümde dikildiğini gördüm. Belli ki bu Suriyeli bir çocuktu. Üstü başı kir içinde, saçları salık ve keçeleşmeye yüz tutmuş, yüzü ise duman yutmuş gibi siyah siyahtı. Ben bunları çok sonra fark ettim. Çünkü bir gözleri vardı ki içinde boğulduğum, tüm kusurları kaybedercesine bakıyordu. Elini uzattı. Belki bir şey istiyordu, belki de birkaç kuruş…

Kollarını hafifçe tutup kendime yaklaştırdım. ‘’Adın nedir?’’ senin diye sordum. Önce hiç beklemediği ve karşılaşmadığı bu soru karşısında sustu. Gözleri şaşkın ve kilitliydi. Neden sonra kendine geldi ve hemen kaybolan küçük bir gülümseyişle ‘’Leylâ’’ dedi.

Neden bilmiyorum ama benim yüreğimde çoktan leyla rüzgarları esmeye başlamıştı zaten. Leylâ yakışır mıydı hiç bu kadar çok, bir Leylâ’ya! Kimseye yakışmadığı kadar çok yakışmıştı ama bir imtihan içindeydi belli ki… Leylâ belki de yıllar önce kaybettiğim bir duygunun, bendeki büyük bir dalgasıydı, adı çocukluk…

Bırakamadım onu kolayca…

‘’Leylâ! Adın ne kadar güzel, seni öpmeme izin verir misin?’’ deyince, içindeki kocaman gülümsemeyi, ona gülmeyi unutturan insanlara ceza olsun diye saklamıştı yine…

Bu ceza infazdan daha ağırdı sevmesini bilenlere…

Kara kara yanaklarından öptüğümde, dünyanın en mutlu insanıydım sanki. İçimizde boğulan hüzünlere rağmen, istediği birkaç kuruşu da aldıktan sonra, bana deliymişim gibi hayret içinde baka baka uzaklaşmıştı.

Biliyorum Leylâlar beklemez, giderdi hangi devir olursa olsun…

Evet gitmişti Leylâ… Gülmeyi saklayan gözleri kalmıştı sadece bende. Başka bir şey kalmamıştı. Beni de götürmüştü gözlerinde sanki… O an bir yerlerde nasıl da asılı kaldığımızı fark ettim. Küçük bir kız çocuğunun bana verdiği mutluluğu, silişi, hatırlayışı, dünya toplansa veremezdi anlamıştım.

Anladım ki Leylâların bizden istediği birkaç kuruş değildir sadece. Belki de istedikleri hiçbir zaman bu olmadı, bilmiyorum. Ama anladım ki aynı ırktan olmasak da her çocuk bir öpücükle de olsa yüreğinin mest edilmesinin ister.

Anladım ki şu gözlerimizle gördüğümüz kirlilik, ışıl ışıl bir güzelliği hiçbir vakit örtemez. Ve gönlümdeki huzur tarif edilemez…

O günden sonra içimde hep bir Leylâ sakladım. Onu bir daha hiç görmeyecektim belki de ama bana ömrüm boyunca yetecek bir şey öğretmişti Leylâ.

Şimdi ne zaman mendil uzatan bir çocuğa rast gelsem, anlıyorum ki ‘’peçete kalsın’’ deyip ellerine birkaç kuruş bırakmaktan daha fazlasını istiyor bizden.

Bir çocuk… Ne olursa olsun hor bakılmayı, itilip, kakılmayı ve hepsinden öte asla parayla geçiştirilmeyi hak etmiyor bence…

Her çocuk, hele ki kaçtığı bir cehennem misali savaşsa eğer; her çocuktan daha çok öpülmeyi, gülümsemeyi ve kucaklanmayı hak ediyor olmalı, birileri bunu yapmalı…

Bu günden sonra içinizde bir Leylâ’nın olup olmadığını yoklayın. Eğer bir Leylâ rüzgârı esmemişse henüz, ne olur geç kalmayın!

Ama eğer çoktan Leylâlar dolaşır olduysa yüreğinizde onlara iyi bakın, kaybetmeyin, tekrar çaresizlik savaşına itmeyin onları…

Unutmayın ki eğer Leylâlar bizim verdiğimiz para yüzünden bir gün gülmeyi hepten unuturlarsa ne Allah(c.c.) verdiğimiz sadakadan memnun olur, ne de biz bu savaşın içinden çıkabiliriz… Leylâ gülmeyi unutursa eğer en korkunç savaşın ortasında kalmış demektir ruhlarımız…

Tüm konuşulanları bir kenara bırakın ve hissedin, sadece bir his, belki de dünyanın en mutlu insanı olursunuz…

Yüreğinizdeki Leylâlara sevgi ve muhabbetlerimle. Hoşça kalın…

Yazar Hakkında

Leyl-i Mercan

Yorum Yaz

Yorum Yazmak İçin Buraya Tıklayın

En Çok Okunan Yazılar

Ağustos Sayımız Yayımlandı

Herald

Aylık edebiyat, şiir ve fikir dergisi Dilhâne'nin 8. sayısı yayımlandı. Bu ay 'Çocuk' teması ile karşınızdayız. Bahadır Yenişehirlioğlu ve Fatih Duman ile yaptığımız keyifli söyleşiyi mutlaka okumalısınız..

Hemen Oku!