Bence Artık Sen de Gitmelisin

Bence Artık Sen de Gitmelisin

Sen tanıdığım en kötü insansın ey sevgili. O kadar uzaksın ki bu yakınlıkta. Elimi uzatsam yok. Nasıl bir acı ki seni en kötü yapan beni sana kurban eden…
Söylesene, hiç düşünüyor musun sende uzak limanlarda yaşamayı?
Hiçbir dalganın egemen olmadığı fakat denize kıyısı olan bir yerde yaşamayı…
Ey sevgili hiç düşündün mü beni o kıyıda? Eski Türk filmlerinin temizliğinde sana koşarken beni hiç düşündün mü?

Karanlıkta yürümeliydik seninle, ne çıkacağını bilmeden karşımıza.
O zaman belki daha bir ışık dolardı içimize. Sever adım yürürdük her yolda…
Ayrı ayrı yaşamazdık belki beraber aldığımız her nefesi…

Ey sevgili sen hiç karanlıkta yürüdün mü?

Kaç yıl doldu?

Dünya kaç defa döndü güneşin etrafında?
Ve kaç defa karardı gökyüzü hayalinin üzerine?

HİÇ DÜŞÜNDÜN MÜ?

Güneş kaybolunca semadan daha bir “sen” kokar akşam sefaları.
Rengarenk kokular dolaşır ellerini avucuma almayı istediğim her yerde.

Sâhi oraya da geliyor mu rengi o kokunun?

Burnun sızlıyor mu senin de? Olur olmadık zamanlarda senin de gözlerine toz kaçıyor mu?

Belki hiç geçmemeliydik o yoldan seninle. Bir merhabayı esirgemeliydim belki de. Ne kadar kolay olurdu her şey değil mi?
Denize bakarken sadece balıkları düşünecek, sevdiğin şarkıları dinlerken sadece hayata üzülecek, bu deneme hiç yazılmayacak ve ben hep kendim için ağlayacaktım.
Sen kötü birisin ey sevgili. Her yerde bunu söyler oldum artık. O kadar bağımlıyken ve o kadar uzakken bağımlı olana ne kadar iyi olabilirsin ki.

Sen kendini hiç o kokunun yerine koydun mu? Senin için kaç kimliğe büründüğümü düşündün mü hiç? O kutsal kokun yanımdayken her zaman, kaç çiçekten vazgeçtim hiç düşündün mü?

Sabaha karşı deniz ayrılır gökyüzünden. Büyük bir hezimetle doğar gün.
Güneş yükselirken denizden olabildiğince ağır bir yük daha belirir senin ışıtmadığın bir gecenin üzerine.

Sen hiç sabaha –ben- gözlerle baktın mı?

Orda da güneş yükseliyor mu denizden? Görebiliyor musun düşen damlaları?
Beraber ağlayabiliyor musun güne -gün-için?

Seni sevmekle başlıyorum güne. Adını anarak her cümleye… Her cümleme seni gizli özne yapıyorum umutsuzca çırpınışlarımı saklayarak birazda.
Biraz sesli biraz sessiz harf ekliyorum adının yoğun olduğu yerlerde.

Aksi bir sessizlik oluşturuyor her duraksadığımda kelime araları. Bu yüzden acele edişim…
Noktalama işaretleri koyamayışım…
Ve vazgeçemeyişim yaşadığım her anın sana dönük oluşundan…

Hiç düşündün mü neden sen de ısrar ediyorum diye?
Neden seni her gördüğümde kalp atışlarıma hakim olamadığımı…

Ve neden her defasında sevgimin tazelendiğini…
Aslında ikimiz de aynı şeyleri özlüyoruz…
Basit ama zarif…
Bir yerlerden başlamak…
İncitmeden kırmadan rüzgara yön vermek istiyoruz aramızda esen…
Biraz yorgunum belki sen de.. Hayatın sundukları belki hiç istediklerimiz olmadı…
Geç kalınmışlıklarla dolduk belki de..
Ama başlamak bir yerden…
Silinebilirliği olan her şeyi silerek hatta her şeyi… Beklemek yerine emek koymak…
Artık şans yok ne gerekiyorsa yapmanın zorunlu olduğu bir zaman…

Ne çok şey anlatıyor deniz…
Özgürlük… Kutsal mavilik… Umut…
Ama bana bir tek seni anlatıyor..
Seni görüyorum her mavide. Her dalga sesi senin sesine eşlik ediyor sanki…
Bütün hücremle seni yaşıyorum..

Olası hiçbir dalgayı kaçırmamak için mesken tutuyorum denize kıyısı olan yerleri…
En kötü tarafı bunlardan senin haberin bile olmaması…
Gitme zorunluluğu hissettiğim her yere benden önce gitmen,
Ve seni gördüğüm her yerde denizde boğulan bir balık gibi anlamsızca çırpınmam
Ve ayakta dahi duramıyor olmam, bu denemeyi yazarken bile aklımda sadece sen olduğun için
kalp atışlarımı engelleyemiyor olmam senden vazgeçmenin mümkün olmadığını anlatmıyor mu?

Beğen  
Yazar

Şubat 1984 Mersin doğumlu. ÇEKO mezunu, Ankara'da yaşıyor. Lise yıllarında şiir ve deneme yazmaya başladı. O dönemler sosyalist kimliğiyle yazdığı yazılara şimdilerde dervişane bir tarzda devam ediyor. Zeyd Sâki'nin babası.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir