Yazılar

Ben Zamanı Hesap Edemiyorum

Zamanı hangi terazi tartar inan ki bilemiyorum kâri. Saati, günü, ayı ve yılı saymayı kabul edemiyorum. Bir an oluyor ki ömrümden ömür çalıyor ve bir an oluyor ömür katıyor ömrüme. “Zaman, bir başka şeyle sayılmalı” diyorum kendi kendime. Sonra “insanlar kıymetli şeyler biriktirmeli diye geçiriyorum içimden paradan daha kıymetli şeyler…”

Ve gittiğim şehirler hayal ettiklerime hiç benzemediğinden ben de kendime yeni şehirler hayal ediyorum. Sonra yazıyorum işte. Şimdi mi? Eski mi? Yeni mi? Bilmiyorum, sadece yazıyorum. Ve kendi kendime o hayalini kurduğum şehirde tam da şöyle cümleler kuruyorum;

Buralara gelmeyeli çok oldu gönlüm. Seni buralarda görmeyeli ve girmeyeli gül kokan bahçesine yalnızlığın. Sevdayı kâğıtlara yazmayalı dertli bir mürekkeple ve hüthütün kanadından bir tuhfe almayalı gözümdeki yaşla… Çok oldu.

Ben ki utanırım bülbül gibi anılmaktan. Yaptığım sadece hamallık gül uğrunda. Güllerle dolu bir yığın taşırım ve gözlerim alabildiğine yaşlı. Beklediğim ve bekleyenim yok. Saçlarım daha ilk günkü kadar siyah. Gözlerimi daha susuzluk yakmadı. Ama gönlüm yaşlandı bu kadar zamanda. Ben de bir gülü tutmak isterdim ellerimde herkes gibi. Bende yapraklarının her kıvrımına tek tek bakmak, dikenlerini dertli bülbül gibi ciğerlerimin tam ortasına saplamak isterdim. Ama dedim ya utanırım ben bülbül gibi anılmaktan. Haddimi bilirim. Ben hamalım; gül hamalı. Sırtımda bir dolu gül hepsinin dikenlerini tek tek elimle ayıklarım. Kızıllığı ondandır ellerimin.

Bir zaman oldu güllerim kurudu kaldı sırtımda yozlaşmasına inat sevdanın. Ben de işte o ara kaybettim gözlerimin ışığını. Yıldızları o zamandan beri göremiyorum. Şimdi hangi zamandayım bilemiyorum. Kulaklarımda bir seda çöllerden, dağlardan ve zindandan kalan… Bir acı yakarış Züleyha’nın kabrinden. Gözlerimde silinmeyen yüzler görmeye hasret kaldığım. Bir çöl çocuğu, dağ lalesi ve binlerce gül daha dalından koparılmamış. Burnumda alabildiğine gül kokusu tek kalan. Dedim ya ben gül hamalı. Gül taşıdım terleri bile gül koksun diye aşıkların.

Ben zamanı hesap edemiyorum saatle, günle, ayla ve yılla… Ben zamanı kelimelerle hesap etsem olmaz mı? Cümleleri olsa her vaktin, her dakikanın ve her saatin. Hayalini kurduğum şehirlerde bir çay vaktinde demli bir çayı yudumlarken bir dosta dertlensem, dinlesem ve dinlensem. Sonra gizlensem en kuytu bir köşede. “Ne güzel olur” diyorum. Kendi kendime sayıklar gibi konuşuyorum sonra. “Keşke” diyorum “keşke insanlar kıymetli şeyler biriktirseler bu hayatta. Paradan kıymetli şeyler…”

 

Yazar Hakkında

Fatih Duman

Yorum Yaz

Yorum Yazmak İçin Buraya Tıklayın

En Çok Okunan Yazılar

Ekim Sayımız Yayımlandı

Herald

Ekim sayımız yayınlandı. 10. sayımızda "Gönül" dosyası ile okurlarımıza merhaba diyoruz. Şakir Kurtulmuş ve Mahmut Bıyıklı ile yaptığımız söyleşiler Ekim sayımızda.

Hemen Oku!