Pazar, Ağustos 18, 2019
Dilhâne > Sizden Gelenler > Bazı Aşklar İtiraf Edilmemeli

Bazı Aşklar İtiraf Edilmemeli

Bir insan sevdiğine nasıl açılır. Ya da kim hislerini sadece kelimelerde karşı tarafa aktarabilir. Böyle bir yazıya Nasıl başlanır yani nasıl hitap edebilirim inan bilmiyorum. Yani sana.. Söz konusu sen olunca cehaletim artıyor. İnsan yanım bir yana, kadın yanımla hislerini böyle ulu orta yere dökmek biraz da zor geliyor.. Bu satırları yazarsam ya da Bir dağ tepesine çıkarsam derdim tasam kalmayacakmış, kuş misali hafifleyecekmişim gibi hissediyorum. Dağ bulamadım, oturdum bu satırları yazıyorum. Aksi halde hissettiğim bu duygunun altında eziliyorum. Arkada TRT TÜRKÜ açık. ” Bülbülün Kanadı Sarı” çalıyor.. Bu türkü bana hep ayrılığı hatırlatır. Hayatımızdan çalıyor bazı türküler, insanın içini üşütüyor çünkü iki kişinin yatmaya çalıştığı tek kişilik yatak gibi, bir kişi hep düşüyor. Bugün canım sıkkındı. Bembeyaz giyindim. Hava da yağmurlu. Beyaz giyinince etrafımdaki her şeyi aydınlatacakmış gibi hissediyorum. Ne saçma değil mi? Peki sence Üzüntünün zıddı olarak mı düşünülür neşe? Ölmeden yaşamın tadı bilinmez mi? “Sen neler düşünüyorsun” diye avaz avaz sorasım geliyor. Hayat bize biraz içten pazarlıklı olmamız gerektiğini söylüyor. Ben hep karşı çıkıyorum. Aksi halde insanların acılarına, üzüntülerine, umutlarına nasıl samimiyetle bakabilirim, inan hiç bir şey bilmiyorum. Mesela “nasibinde yoksa dayak bile yiyemezsin” derler, inanır mısın? Bence inan.. Zira nasibinde yoksa isyan etmek boşa. İnsanın gücü baki değil; pes ettiğin gün, bunca soluğu bir hiç uğruna tükettim diye düşünme.

Ben bir şeyler hissediyorum ama bu duyguya öyle yabancıyım ki. Bir yandan sen ne hissediyorsun diye öylesine merak ediyordum. Keşke etmeseydim. Bu his, üzüntü çok kıymetli benim için. Bu duyguya arada su verip, ayakta tutmaya çalışıyorum. Bu seninle ilgili değil, bu benimle ilgili de değil. Ben, aşka inancımı ayakta tutmaya çalışıyorum. İsterdim ki bu duygu senin bütün eksiklerini gidersin. Kış günü ısıtsın yaz günü serinletsin. Karnını doyursun, üstünü örtsün. Oysa hiçbir işe yaramıyor. Şimdi bana düşen bu üzüntüyü binlerce kelimeye bölmek, dağıtmak. Bin kere indirgemek, özünden geriye bir şey kalmayacak kadar başkalaştırmak.

Bahçemizde bir gül ağacı var. Yağmur yağarken bugün anneme sordum. “Boyu neden uzamıyor” dedim? “Üç yılda boyu epey uzadı” dedi. Hiç farketmemişim. Üç yılda ben çoğunlukla üzüldüm. Şimdi, sadece hissettiğim bu hissi yaşatmaya çalışıyorum. İnsanlar çok tuhaf.. ne bileyim işte. Bunca yol adımlamış da hiç yanlış yola sapmamış gibi, sanki hiç yanlış yapmamış gibi davranıyorlar. Bazı hayatları kıskanmak demeyelim de imreniyorum. Bazı fotoğraflara kendimi fotoşopla iliştiresim geliyor… Çok farklıyız seninle ama ikimiz de mutlu olmayı istiyoruz. Hayatın herkesi eşitleme prensibi bu galiba. “Bu arada, kim istemez mutlu olmayı, mutsuzluğa da var mısın? ” diyen şairin de ellerinden öpüyorum. Hayat hep ona uzattığım ellerime cetvelle vuruyor. Üstelik ben ona çiçekle gidiyorum.. Bu arada ; bazı yerlere giderken ayaklarım ağlıyor, duyuyorum.

Bu konular seni ilgilendirmez aslında. (Şair burada ukalalık yapıyor.) Neyse, ben artık yok olacağım. En azından böyle olması gerektiğini biliyorum. Doğru olan buymuş gibi geliyor.

Benim bildiğim sevgi bu değil. Yani insanların bana anlattıkları. Senin ki de değil. Bence sevmek kadar katlanmakta gelmeli insanın elinden. Ne demişler, sefasına da cefasına da.. Ben, başka bir şeye inanıyorum. İnsanların doğrularıyla benim doğrularım bağdaşmıyor. Olmuyor. Kendimi kandıramam, ben bu dünyada bulunduğum şu kısacık süre zarfında, hiçbir sevginin menfaatle korunabildiğini görmedim.

Çok fazla şey anlatmış oldum ama umarım anlamamışsındır, çünkü anlarsan değişmen gerekir. Eğer unutmak dersen ise akıl alır iş değil. en fazla bir arpa boyu uzaklaşabiliyor insan her şeyden . Bir arpa da –bilirsin- o kadar uzun boylu değil.
Hikayem tamamlanmaya çok muhtaç ama ben gidiyorum. İçimin sızladığı bu sabah, maddeye anlam yüklememeyi öğrendim. Bu yanımı asla affetmeyeceğim ama ne demişler; “İnsan kendi yaralarını tek başına sarabilen bir canlı türüdür” ya da, “düştüğün yerde derman sendedir”.

Gözde Kılıçaslan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir