Perşembe, Kasım 21, 2019
Dilhâne > Yazılar > Barbaros Hayreddin Paşa: Nam-ı Değer Kaptan-ı Derya

Barbaros Hayreddin Paşa: Nam-ı Değer Kaptan-ı Derya

Barbaros Hayreddin paşa, Osmanlı’nın ünlü Türk denizcilerinden olarak Osmanlı imparatorluğunun ilk kaptan paşası ve kaptan-ı deryası. Hayreddin paşa, Vardar yenicesinden gelip Midilli’ye yerleşen Yakup isimli bir Sipahi’nin oğludur. 20 Ağustos 1477’de Yunanistan Midilli, de dünyaya gelmiştir. Asıl adı Hızır olup, Barbaros Hayreddin lakabıyla tanınır. Ağabeyi Oruç beye verilen Barbarossa adını daha sonra Hızır için de kullandıklarından Barbaros diye tanındı, Hayreddin lakabını ise kendisine Yavuz Sultan Selim vermiştir. Dört kardeşin en küçüğü olan Hızır gençliğinde yaptırdığı bir gemiyle Midilli, Selânik ve Eğriboz arasında ticarete başladı. Rodos şövalyelerine esir düşen ağabeyi Oruç’un kurtarılmasından sonra ise iki kardeş Şehzade Korkut’un himayesine girdiler. Kısıtlı imkânlarıyla düşmanları kışkırtarak batı Akdeniz’de kendilerine yer edindiler. İki gemilik küçük filoları için emin bir liman arayan iki kardeş, Tunus Hafsî Sultanı Ebû Abdullah Muhammed b. Hasan (1493-1526) ile anlaşarak Halkulvâdî’de (La Goletta) yerleştiler. Gemilerinin sayısı artınca da Cerbe adasına geçip orayı üs edindiler ve akınlarını İtalya kıyılarına kadar uzattılar. İspanyol işgalindeki Bicâye (Bougie) Limanı’nı alamayan Barbaros kardeşler 1513 yılında bir yarımada üzerinde bulunan Cicelli’yi (Djidjelli) ele geçirdiler.

Kendi başlarına bir şehir yönetimi kurmuş bulunan Cicelli halkı Oruç’u sultan ilân etti. Böylece Barbarosların Kuzey Afrika’da kuracakları devletin temelleri atılmış oldu. Birçok başarıya adım atmış Barboras kardeşler, Hayreddin paşanın isim babası da olan Yavuz Sultan Selim’in himayesi altına girmek niyetindelerdi, bu sebeple Muhiddin Reis’i seren yüklü bir barça ve değerli hediyelerle İstanbul’a gönderdiler (1515). Osmanlı himayelerine girmeleriyle beraberinde gelen yeni başarılara da yelken açtılar, işgal altında olan Cezayir şehrine yardıma koştular ve Cezayir’in ele geçirilmesiyle Oruç Reis; Şerşel ve Cezayir Sultanı ilan edildi. Bunu 1517’de Tenes ve Tlemsen (Tilimsân) şehirlerinin zaptı takip etti. Ancak yerlilerle anlaşan İspanyolların 1518’de Tlemsen’i geri aldıkları savaşta Oruç Reis şehit oldu. Yalnız kalan Hızır Osmanlı desteğini güçlendirmek için adamlarından Hacı Hüseyin’i, Cezayir halkının Ekim 1519 tarihli arîzası ve kırk esirle birlikte Osmanlı padişahına gönderdi (Türkçe tercümesi Topkapı Sarayı Arşivi’nde bulunan bu arîza Abdülcelil Temîmî tarafından yayımlanmıştır: Afrika’da olup bitenleri öğrenen Yavuz Sultan Selim, “Hızır Reis nasrüddîndir, hayrüddîndir” diye memnuniyetini ifade ederek onun Cezayir hâkimi olarak tanındığını belirten bir hatt-ı şerif gönderdi. Ayrıca kendisine Anadolu’da gönüllü asker toplama imtiyazı tanınarak yeniçerilerle topçulardan oluşan 2000 kişilik bir yardımcı birlik
gönderilmesi kararlaştırıldı. Böylece hutbenin padişah adına okunduğu Cezayir Osmanlı topraklarına katılmış olduğu gibi Hızır da artık Hayreddin Paşa diye anılmaya başlandı. Cezayir’e hâkim olduktan sonra burayı idarî bakımdan ikiye ayırdı Hızır Reis, Ancak Hızır Reis’in faaliyetleri ve Türker’in Kuzey Afrika’da yerleşmeleri İspanyolları tekrar harekete geçirdi. Sicilya kral nâibi Hugo del Moncada kumandasındaki seksen gemiden oluşan bir filonun 1519 Ağustosunda Harras bölgesine yaptığı çıkartma Hızır Reis tarafından püskürtüldü. Hâtıralarında belirttiğine göre bu savaş sırasında Avrupalılar Hızır’a ağabeyi gibi “Barbarossa” lakabını verdiler. İlerleyen zamanlarda Cezayir’de hâkimiyet çoğalarak sürdürüldü ve kentin üst düzeyde gelişimi sağlandı. Ve bunun yanı sıra birçok şehri esaretten kurtararak yeni başarılarla anıldı. Bunun üzerine Kanûnî Sultan Süleyman donanma kumandanlığına getirmek için Barbaros’u İstanbul’a çağırdı. Yerine evlâtlığı Kara Hasan’ı bırakan Barbaros yirmi tekne ile Cezayir’den yola çıkarak İstanbul’a vardıktan bir gün sonra, 11 Cemâziyelâhir 940 (28 Aralık 1533) günü padişah tarafından kabul edildi. Ardından Kanûnî’nin isteğiyle, Irakeyn Seferi’nde bulunan Vezîriâzam İbrâhim Paşa’nın (Makbul) yanına Halep’e giden Barbaros, Cezâyir-i Bahr-i Sefîd beylerbeyiliği pâyesiyle Kemankeş Ahmed Paşa’nın yerine kaptanı deryalığa tayin edildi (6 Nisan 1534).

Böylece o zamana kadar Gelibolu sancak beyliği pâyesiyle verilen kaptan-ı deryalık, beylerbeylik derecesine yükseltilmiş oldu. Tunus, Venedik ve Ege denizine açılarak Eğriboz’un güneyindeki Paros, Antiparos, Skyros, Egina (Ekin), Naksos (Nakşa), Andros, Scarpanthos (Kerpe) ve Kasos (Kaşot) adaları ile Girit açıklarındaki adacıklardan toplam yirmi sekiz ada ve iki kaleyi Osmanlı idaresine
kattı. Aradan geçen uzun zaman sonrasında Türk donanması hâkimiyetini gittikçe arttırdı. Barbaros Hayreddin Paşa’nın da etkin rolü üstlenmesiyle donanmaya birçok yeni başarı eklendi. Birçok sefere yelken açan Barbaros’un öyle bir seferi vardır ki, bir veda ediştir esasen. Nice seferi Barbaros’un son büyük seferidir. Bundan sonra daha çok tersane işleriyle meşgul olan Barbaros, 6 Cemâziyelevvel 953’te (5 Temmuz 1546) kısa bir hastalıktan sonra vefat etti ve sağlığında Beşiktaş’ta yaptırdığı medresenin yanındaki türbesine
defnedildi. Ölümüne “Mâte reîsü’l-bahr = البحر رئيس مات =953” (Denizin reisi öldü) sözü tarihe düşürülmüştür. Barbaros Hayreddin Paşa zamanında Osmanlı denizciliği zirveye ulaşmış, onun mektebinde yetişen değerli denizciler ve teşkilâtlı tersane sayesinde bu güç varlığını bir süre daha devam ettirmiştir. Çağdaş kaynaklara göre Barbaros iri yapılı, kumral tenli idi. Saçı, sakalı, kaşları ve kirpikleri çok gürdü. Ömrü denizlerde geçtiğinden Rumca, Arapça, İspanyolca, İtalyanca ve Fransızca gibi Akdeniz dillerini iyi bilirdi. Ayrıca mûsikiyi de seviyordu. Cezayir’de yaptırdığı caminin kitâbesinde (Nisan 1520) unvanı “es-Sultânü’l-mücâhid mevlânâ Hayreddin ibn el-emîr eş-şehîr el-mücâhid Ebî Yûsuf Ya‘kub et-Türkî” şeklinde gösterilmiştir. Daha sonraki devirlerde, Ege’ye açılacak donanmanın Beşiktaş’taki Hayreddin İskelesi’nde demirlemesi gelenek olmuştur. Barbaros’un evlâtlığı Hasan da Cezayir beylerbeyliği yapmıştır.

Kaynak: Pîrî Reis, Kitâb-ı Bahriye
Fevzi Kurtoğlu, Barbaros Hayreddin Paşa

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir