Bana Bir Şaka Yap, Ciddi Olsun!

Bana Bir Şaka Yap, Ciddi Olsun!

Nefes nefese kalan çocuk bir yandan koşuyor, bir yandan da, “Hasan amca yetiş!” diye bağırıyordu. Küçük İbrahim’in bağırtısı üzerine kahvenin önüne çıkan köylüler, çocuğu bu kadar koşturan ve bu kadar heyecanlandıranın ne olduğunu merak etmişlerdi. Asıl merakları da “yetiş” diye bağırırken, ulaştıracağı haberdeydi. Hasan amca neye yetişecekti, nereye yetişecekti, duyacağı haber acı bir haber miydi, bir müjde miydi?

Köyün tek kahvesinde kimi çay içiyor, kimi oyun oynuyor, kimi de sohbetin en koyu yerinde anlatılanları can kulağıyla dinliyordu. Köyün sakin havası, İbrahim’in bağırtısıyla dağılmıştı. Hasan amca, İbrahim’in getirdiği haberin ne olduğunu duymak isteyip istemediğinden emin değildi. Çocuk kahveye yaklaştıkça Hasan amcanın tansiyonu da tavan yapmaya başlamıştı. Bütün köylü kahvenin önünde bir İbrahim’in yaklaşmasını bekliyor bir de Hasan amcanın tepkisini…

Köyün imamı Hasan amcaya biraz daha yaklaştı, muhtar ve öğretmen de hemen yanında bitiverdi. Üçü de Hasan amcanın duyacağı acı haber üzerine onu teselli etmeye hazır ve nazırdı. İbrahim’in sesinin ilk duyulduğu andan bu yana bir dakika olmamıştı ama sanki aylar geçmiş, yıllar bir birini kovalamış gibi hereksin yüreği atmayı bile unutmuştu. Kalp atışı da acı habere kendisini hazırlıyor olmalıydı. Nefesler tutulmuş, İbrahim’in tam önlerine geldiği şu an vereceği haberdeydi. Çocuğun durumunun durum olmadığını gören öğretmen, öğrencisinin yardımına koştu, çaycı Cemal’den bir bardak su istedi. İbrahim’i tutup çektiği sandalyeye oturtturdu, suyu içirdi, soluklanmasını bekledi ama kalabalığın, hele de Hasan amcanın bekleyecek hali kalmamış, dizlerinin bağı çözülmüş, kalbine bir acı saplanmıştı. Ne olacaksa olsundu, ne duyacaksa duysundu…

***

İbrahim’in ulaştırdığı haberden sonra köyde huzur kalmamıştı. Hasan amca haberi ilk duyduğu an kalp krizi geçirmiş, onu hastaneye yetiştirmeye çalışan araç kaza yapmış, köyün imamı, muhtar ve öğretmen kazada hayatını kaybetmişti. Hasan amcanın yaşlı hanımının da bu habere kalbi dayanamamıştı.

***

İbrahim amca çocuklara dönerek, “İşte böyle çocuklar, o gündür bu gündür Taşkesen köyümüzde 1 Nisan şakası yapmak yasak.” dedi.

Çocuklar Nisan bir şakasıyla ilgili komik bir hikâye dinlemeye hazırlanmışlar ama İbrahim amca onlara sonu hazin biten bir öykü anlatmıştı. Bu hikâyeyi ilk kez duyuyorlardı. Köyde Nisan bir şakasının yasaklanmasını duymuşlardı ama ilk kez İbrahim amcadan bunun sebebini detaylı dinlemişlerdi hem de olayın kahramanı küçük İbrahim’in ağzından…

Bütün çocuklar dağılmaya hazırlanıyordu ki, Emre’nin sesi duyuldu;

-Peki İbrahim amca senin ulaştırdığın o haber neydi, yani bu hikayede şaka nerede?

-Bu hikâyede şaka yok. Oldukça ciddi ve hepinizin ders alması gereken bir hikâye olduğunu düşünüyorum. Ulaştırdığım haber, tamamen yalandı. Köyün muziplerinden olan Kadir amca elime üç beş şeker tutuşturdu, Hasan amcaya çok acil bir haber ulaştırmamı söyledi. Ben de çocuğum, haberi de bilmiyorum, haberin sonucunda neler olacağını da, nasıl bir tepki göreceğimi, nasıl bir tepki alacağımı da bilmiyorum.

Bu defa minik Ahmet’in sesi geldi;

-Ama İbrahim amca halen haberi söylemedin…

-Ne önemi var ki çocuklar, Hasan amcanın tarlasının yandığını söyledim. Hasan amcayı öldüren bu haber değildi, tarlada, tapanda, toprakta gözü yoktu Hasan amcanın. Onu yıkan tarlada 40 yıllık hayat arkadaşının da olmasıydı.

Tam bir eşek şakasıymış” diye bir ses geldi arkada bulunan çocuklardan birisi. “Aynen öyle” dedi İbrahim amca, “hem de ne eşek şakası. Bakın çocuklar Kadir amca, bu haber üzerine tarlaya doğru koşan Hasan amca ve onun arkasındakilere bakıp kıs kıs gülecekti. Bu gülme beş dakika sürecekti belki, belki de on dakika ama o süreçte Hasan amca ve yanındakilerin yaşadıkları ya da yaşayamadıklarının ne olduğu hiç önemsenmiyordu. Bir kahkaha için 4 kişi ölmüş, ne önemi var mı diyeceğiz?

İbrahim amcanın torunu Kerem öne atıldı; “Ama dedeciğim okulda yapılan şakalar böyle değil ki, kalem alıyoruz ‘Nisan bir’ diyerek el koyuyoruz ya da ‘aklımda’ diyor, yani çok masum şaka bunlar.”

-Sevgili torunum peki o kalemi hak edecek ne yapıyorsun, o senin hakkın mı, yoksa gasp etmenin cilalanmış hali mi, deyince torunun başı öne eğildi. Devam etti İbrahim amca, “İnsanları aldatan olmayın, aldanan da olmayın ama illa birisi olacaksanız, ben derim ki asla aldatan tarafta olmayın. O yanda hiç durmayın, sizi o cephede gören olmasın. Hele hele bunu birkaç saniyelik kahkaha için yapanlardan hiç olmayın.

Çocuklardan birisi 1 Nisan şakasının tarihini sordu İbrahim amcaya, İbrahim amca da çocukların anlayacağı dilde cevap verdi;

-Her ülkenin bir kahramana ihtiyacı, o ülkenin ekmeğe, suya, sabuna, ete, süte ihtiyacından daha çok olduğuna eminim. Öyle ki, içlerinden bir kahraman çıkmazsa bile çıkartırlar. Aslında kahramanlar, toplumları motive eden birer semboldür. Dünyada Süpermen diye bir şey yoktur ama insanların süper güçlerle donatılmış gibi allar, pullar, hatta bazen kendi elleriyle yaptıkları puta bile taparlar.

Çocuklardan birisi atıldı, “İbrahim amca, 1 Nisan’ın tarihini söyleyecektin, şaşırdın kahramanlıkları anlatıyorsun.” Bütün çocuklar hep birlikte güldüler. Muhtemeldir ki İbrahim amcanın artık bunadığını düşünüyorlardı. “Şaşırmadım çocuklar” diye devam etti İbrahim camca, “Şaşırmadım, lafı 1 Nisana getireceğim de siz sabırsız çıktınız” Bu defa gülen İbrahim amcaydı, çocuklar da onun güldüğünü görünce güldüler. Devam etti İbrahim amca, “Değer yargısını kaybeden, vefayı unutan toplumların ‘vefalı görünme’ adına belli günleri olur, haftaları olur. Bir de buna kapitalist sistemin ‘harcama teşvik’ini ekleyince ‘önemli’ sayılan günlerden geçilmez. 1 Nisan belki böyle değil, harcamayı çok teşvik etmez ama ‘aldatmayı’ normalleştirir. Bu açıdan Nisan 1 şakası, kanmayı ve kandırılmayı ‘normal’ gören yapısı nedeniyle eleştiri konusudur. Eleştirilen şakalaşma değil, ‘aldatmayı normalleştirme’dir çocuklar.”

İbrahim amca devam etti, “Her ülke kendi kahramanını ortaya çıkarırken yazılan destan gibi, bu tür günlerin, haftaların da çıkışını özetleyen hikâyeler yazılır, yazdırılır ve bazen de tamamen rivayetlere dayandırılarak uydurulur.

Nisan 1 şakası için uydurulan çokça hikâye var. Bunlardan hiçbirisi de ‘mantıklı bir kurguya’ dayalı değil.

Olsa da bir şey çıkmaz. Sonuçta insanların özünde muziplik vardır, hayat çok ciddiye alınmaz ama bir başına da bırakılmaz. Espri, bu açıdan zor yaşam koşullarında sığınacak bir limandır ama bu, bir başkasını aldatma ve hele hele bir başkasının gözyaşına rağmen olmamalıdır.

Hayatınız boyunca yüzünüz hep gülsün ama sizin yüzünüz gülsün diye de kimseyi ağlatmayın, olur mu çocuklar” deyince çocuklar hep birden “Olur İbrahim amca” diyerek o haftanın köy odası sohbeti de nihayete erdi.

Çocukların Nisan bir şakası yapma hevesleri kursaklarında kalmıştı, yapacak bir şey de yoktu. Hazin öyküden sonra komiklik yapmaya zaten kimse yanaşmazdı.

Çocuklar çıkarken, İbrahim amca “Haftaya köy odası sohbetleri paralı oluyor, herkes gelirken 5 lira getirecek” deyince çocuklar şaşırdı.

Bu şaşkınlıkları tam bir hafta sürdü. Bir hafta boyunca sohbetin neden paralı olduğuyla ilgili kendi aralarında konuşup duran çocuklar, bunun sebebini öğrenememişti.

Bir hafta sonraki köy odası sohbetlerinde tam bir ziyafet vardı. Yemekler, çiğköfteler, tatlılar ve çocuklara oyuncaklar.

Bu defaki sohbette sadece İbrahim amca yoktu, köyün diğer büyükleri de, yani çocukların babaları da vardı. Çocuklar bir birini itekleyerek sofrada kendilerine yer buldular.

İbrahim amca “Yiyin çocuklar yiyin, kendi malınız gibi yiyin” deyince çocuklar bu ikramın kaynağını da öğrenip, hep birlikte güldüler. Yerken bir yandan da babalarına bakıp, “5 lirayı sizden aldık, siz de kendi malınız gibi yiyin” demeyi çok istediler ama diyemediler…

Beğen  
Yazar

1964 Adıyaman doğumluyum, İstanbul'da yaşıyorum. Gazeteciliğe 1979 yılında, yazarlığa 2000 yılında başladım. Birçok yerel ve ulusal gazetede köşe yazısı yazdım, söyleşi yaptım, genel yayın yönetmenliği görevinde bulundum. Şiir, deneme, öykü çalışmam var. Bir hikâyem uzun metrajlı film, bir hikâyem kısa metrajlı film olarak çekildi, birkaç hikâyem de tiyatroya uyarlandı. Yayınlanmış bir mizahi kitabım var ve ben daha çok mizahi öykü yazmayı seviyorum...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir