Bahaettin Karakoç

Bahaettin Karakoç

Sevdiğimiz şairler muhteşem eserlerini geride bırakıp bu dünyadan teker teker göçüyorlar. Tıpkı, köklü bir aileden olan Bahaettin Karakoç- Beyaz Kartal’ın göçtüğü gibi..

Türk edebiyatında “Dede Korkut” ve “Beyaz Kartal” olarak anılan 88 yaşındaki usta isim; Bahaettin Karakoç, Kahramanmaraş’ta tedavi gördüğü hastanede 17 Ekim’de Rahman’a kavuştu. Kendisinden iki yaş küçük olan kardeşi ve bir diğer usta isim olan, Abdürrahmin Karakoç ise altı sene evvel, 7 Haziran’da bizleri öksüz bırakmıştı. Her ikisine de rahmet olsun.

Sanata Açılan Yolu:
Ailenin ilk oğlu olan şairimizin, bu yolculukta ilk basamağı 12 yaşında, Yurt gazetesinde başlıyor. İlk şiiri burada yayımlanmış ve çeşitli mecmualarda şiir çalışmaları icra etmeye başlamış. Lakin 30 yaşına kadar yayımlandığı şiirlerin hiç birini kitaplarına almamıştır. Uslûbunun netleştiği, 1973 yılında- 43 yaşlarında ise “Seyrân” isimli şiir kitabıyla esas sanat dönemi başlamıştır. 1986 yılında “Dolunay” adlı dergisini çıkarmağa başlamış ve 37 sayıdan sonra çoğu dergi gibi ekonomik sebepten dolayı nihayete ermiş. Bunların yanında da birçok ödülle de hayatı boyunca şairliğini tasdiklemiştir.

Şiiri, kalbin bir zikir aracı olarak gören şairimizin şu sözlerine bir bakalım; ”Yarar yönünden ister meyve versin, ister gölge, ister yaş olsun ister kuru, ister bir tenhada dikili dursun ister bir eşya olarak evimizin bir yerinde otursun, ağaç hep aynı ağaçtır, muhakkak bir yerde ihtiyacımızı karşılar.

Sağlam bir etik, ilkeli bir estetik ve helâl ölçekli bir yarar sarmalında şiir de tıpkı bir ağaç gibidir; sanatı besleyen bu üç ana arterdir.” şiiri yine şöyle tanımlar; “kalbin bir zikir aracı olan şiir, trajik bir iç yangını, aşkın sıcak kanatları altında doğan bir kutsanmış sözler armonisi ve dört kelimeyle özetleyecek olursak evrensel bir dua biçimidir.” der ve bu tanımlamanın ötesinde, sözlerini “Mutlak Gerçeğe, Mutlak Güzele Yönelmenin dillenişi ve Kalbin Dirilişidir” ifadesiyle tamamlar.

“Hisarcılar” olarak adlandırılan şiir ekolünden gelen, şair ve yazar olan Karakoç; âdeta bir kelime avcısıdır. Eserlerinde şahane Türkçe zenginliği, özenle seçilmiş kelimeleri onun şiirlerinde görebiliriz. Yüzden fazla şiiri olan şairimizin, beklemenin değeri ve aşka olan aşkının yansıması olan en naif, en sevilen; “Ihlamurlar Çiçek Açtığı zaman” isimli eseri ise üç bölümden oluşmaktadır… Aynı zamanda İslâm ve vatan sevgisini tüm duruşu ile sergilerken, edebi bir incelikte yaşamını sürdürmüş olan şairimizi bir de, onun hakkındaki duygularını bizim için ifade eden ağabey ve ablalarımızdan öğrenelim:

Elif Sönmezışık: Şiirlerinden hayata dair notlar çıkarabildiğim, hayat akışının tam ortasından, kimlik sorunu yaşamadan yazabilen şair.

Fatma Gülşen Koçak: Bahattin Karakoç, yerli düşüncenin milli edebiyatın öncülerindi. Asil şiirler yazdı. Şiir gibi yaşadı. Memleket sevdasıyla dolu kendi insanıyla barışık mümin bir sanatçıydı. Efendimizin (sav) izinden giden onun aşkını içinde taşıyan bir aşk adamıydı Modern zamanlarda yazılan en güzel naatların altında onun imzası var. Ruhu şad olsun.

Korhan Kandemir: “Şâirlik her şeyden önce kendin olmaktır” diyen, gönül kapısını şiir anahtarı ile aralayan ve sol yanımızı ısıtan, ölümsüz şiirlerin kadim şairi… Babadan dedeye kadar şair olmakla nasiplenmek demektir Bahaettin Karakoç. Allahü Teâlâ rahmetiyle muamele eylesin… Fatihalar yağsın şiir gibi kabrine…

Kemal Kurak:Tek üzüntüm yeterince tanımamamız ve hakkında ne medya organlarında yazılarının çıkması ne de sosyal medyada sanatına ve şiirlerine dair gereken değerin verilmemesi. Velhasıl unutulan, unutturulan ve kıymeti bilinmeyen bir şair olarak bu dünyadan göçtü…

Fatih Duman: Ben yazmanın efsunlu bir hal olduğuna inanırım. Hele ki şiir yazan insanların dilden çok gönülle konuştuklarını ve kadim bir sırrı taşıdıklarını vehmederim hep. Anadolu bir efsunun, bir sırrın ve bir muştunun coğrafyası. Hakikatin ağacının doğduğu yer değilse de boy verdiği yer burası ve bu sırrı en iyi söyleyenler şairler bence. Üstad merhum Bahaeddin Karakoç işte o sırrı şiire dökenlerden biriydi. Sırrı söyledi ve sır oldu şimdi. Mekanı cennet olsun.

Mahmut Bıyıklı: Bahaettin Karakoç büyük Türk şiirinin anıt şahsiyetlerinden birisi. Yazdıklarıyla ve yaşadıklarıyla hem gönül gündemimizde hem de kültür gündemimizde müstesna bir yere sahip oldu. Edebiyatımızda silinmez izler bırakan, yayımladığı kitaplar, çıkardığı dergiler, düzenlediği edebî gecelerle genç edebiyatçıların önünde daima fener olan usta son nefesine kadar hep yazdı hep güzeli söyledi.

Bahadır Yenişehirlioğlu: Türk Şiirinin ak kanatlı dervişi Bahaettin Karakoç şiiri tanımlarken:

Şiir, şairin zikir aracı, kanatlı kelimeler armonisi, iç yangını. Şiir her zaman tan aklığında iyilik ve güzellik için yüreklerde çarpan kuş. Yağmur öncesi rüzgârı, yağmur çiçeği ve yağmur sonrası gökkuşağı. Şiir, bir sözdür; aşk yemini gibi güzel, ana sütü gibi helâl bir söz. Mâveradan eser, mâveraya akar. Bu akış içinde şiirin dalgaları, kime, ne kadar dokunmuşsa, o dokunduğu kimse şiirden o kadar nasibini alır.” Der. Doğduğunda kulağına ezan okunarak adı konulan şair babası tarafından “Muhammed Bahaeddin Buhara” diye adlandırılıyorsa bu onun menkıbesini ve şiirini anlamamız açısından bizlere pek çok ipucu sunuyor. Şiir dünyamızın başı bulutlarla kaplı dağının zirvesidir O. Gerçek şairler mısralarında yaşarlar ve sonsuza kadar da bizi aydınlatırlar. Aşk ve inandığı davanın cesur bir neferi olarak O, dallarımızda çiçekler açtırmaya, ruhumuzda serin esintiler çağrıştırmaya, karanlığın içinde ışık olmaya devam edecek. Ruhu şad olsun.

Beğen  1
Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir