Söyleşiler

Aydın Yenipazar İlçe Kaymakamı Emre Cebeci ile Hasbihâl

S: Merhaba.  Şehit Muhammed Fatih Safitürk’ ten dolayı kaymakamlara ve dolasıyla vatanı için amel edenlere ayrı bir muhabbetimiz var. İlk olarak sizi tanımak isteriz. Genel olarak kendinizi tanıtır mısınız?

C: Aslen Trabzon’luyum ve 1989’da İstanbul’da doğup büyüdüm. Gazi Üniversite’sinde kamu yönetimi bölümünü bitirdikten sonra Artvin Sarp sınır kapısında gümrük muayene memuru olarak işe başladım. Daha sonra sosyal güvenlik kurumunda denetmen yardımcısı olarak hayatıma devam ettim. Üniversite’ye başladığım ilk yıllarda içimdeki devlet millet sevdasının ne kadar meşru ve yerinde bir duygu olduğunu hem Üniversitem hem de okuduğum bölüm sayesinde anladım.
Bu sevda beni, milletimi daha fazla tanımama devletimizin bekasının tüm dünya mazlumları için ne kadar ehemmiyetli olduğunu anlamama vesile oldu. Daha fazla okudum daha fazla tanıdım ve daha fazla sevdim bu milleti.

 

S: Sizi kaymakam olmaya vesile kılan sebepler nelerdi?  Nasıl kaymakam oldunuz?

C: İslam’ın ve insanlığın en güzel ahlâkını taşıyan bu millet zalimlerce sevilmiyor ve türlü oyunlarla türlü hilelerle eziliyordu. Onu aziz kılan değerlerden uzaklaştırılmaya ve değersiz kalınca da daha kolay bir lokma yapılmaya çalışıldığını fark ettim. Bu sebeple kaymakamlık mesleğiyle başlayarak inancım gereği bu aziz millete hizmeti ibadet bilmemden dolayı kaymakamlık mesleğini seçtim. “Neden kaymakamlık” derseniz, bu meslekte kendimi, milletimin her ferdini kucaklayabileceğimi ve her karış toprağını koklayabileceğimi düşündüm. Herhangi bir kaygı olmadan sadece hizmet etmenin mesleği olarak gördüğüm için kaymakamlığı tercih ettim.

 

S: İşiniz insanlarla mâlûm. İnsanlık, edebiyat ile bir nebze düzelir mi? Edebiyat ve insan hakkında fikirleriniz nelerdir?

C: İnsan kitap demektir. Edebiyat kitaplarla ilgilenir. Dolayısıyla insanlarla. Yaratıcı insanı düzeltmek uyarmak müjdelemek için vasıtalardan kitabı seçmiştir. Kitabı okumak için de insanı seçmiştir. Hâlbuki Allah için sonsuz sayıda seçenek vardır. Ama o kitabı ve insanı bir arada hidayet için göndermiştir. Dolayısıyla edebiyat kitapla ilgilendiği müddetçe insanlık edebiyatla düzelir.

 

S: Gerçekten çok güzel bir cevap. İnsan olmak için okumalı. Peki, okumak dışında edebiyatla ilgileniyor musunuz? Aynı zamanda yazmak gibi ?

C: Evet. “Bir Dergâhta İki Aşk” adlı bir roman yazıyorum. Tasavvufî bir aşk romanı. Konu; kuldan sevdayı öğrenip Hakk’a sevdalanabilmek. Ama içerik çok farklı bir hikaye. İnşallah okunabilme fırsatı bulurum. Okuyan insan yazmak istiyor tabi. Fakat zamanımızın en büyük hastalıklarından biri okumadan yazanlar.

 

S: Maşallah. Nazarımız değmesin, kabiliyetlisiniz. Merakla bekleyeceğiz Dilhâne ekibi olarak. Tasavvufsuz edebiyat biraz eksik kalıyor gibi… Yazmak için çok okumak gerekli dediğiniz gibi. Peki ne tür kitaplar okuyorsunuz? Tavsiyeleriniz nelerdir?

C: İnsan önce nereye varmak istediğini tespit etmeli. Varacağı menzili seçtikten sonra yolda neye, nereye takıldıysa o hususta kendine rehber olacak bir kitap bulup okumalı. Okuduklarıyla yürümeli. Yürüdükçe yeni şeyler olacaktır. Dolayısıyla yeni sorular yeni ihtiyaçlar.. İşte o vakit yolun duraklarının icap ettiği meselelere göre kitaplar okumalı. Hedefsiz bir insana kitap tavsiye etmek abes. Çünkü o zaman sadece okumak eylemi gerçekleşiyor. Hâlbuki mesele okumak ve dokumak. Okuduğunun dokunması için yaşamak gerek. Yaşamak içinde bir yol bulup yürümek gerek. Okurların bir problemi de bu. Raflardan rastgele bir kitap alıp okumak ya da başkalarının dertlerinin kitaplarını okumak. Dolayısıyla tesir etmiyor. “Benim bir derdim var ve derdim şu” derse biri, “senin derdinin ilacı şu kitapta” diyebilirim.

 

S: Vatanî bir soru sormak ve unutmamak adına; 15 Temmuz hakkında hisleriniz nelerdir?

C: Bizi biz yapan iki değer vardır; alp ve eren kavramları. Binlerce yıldır teknikle, bilimle, hileyle saldırdılar ve bu millet mağlup olmadı. “Neden bu millet mağlup olmuyor ” sorusunun cevabını aradılar ve buldular. Bunlarda iki cihetten mücahit var. Biri er olan muharipler, biri de eren olan mücahitler. Bunların ikisini yok etmek için bir plan yapıldı. İki kavramın kılığında geldiler. Çünkü biz bu iki karaktere sonsuz itimat ederiz. Böylelikle bizi aldatabileceklerdi. Ve aldandık da. Asker ve hoca iki kılıkta geldiler. Eğer muvaffak olursalar, sadık erlerimizi ve hakiki erenlerimizi kurşuna dizecekler böylelikle bizi biz yapan iki değeri; yani bizi, varlığımızı kurşuna dizeceklerdi. Eğer başarısız olursalar, asker ve hoca kavramları itibar kaybedecek bedel olarak, kendi askerimizi ve erenlerimizi yok edecektik. Fakat iki ihtimali de bu millet bozdu. “Asker” demedi o hainlere. “Asker kılığında terörist” dedi. “Hoca” demedi o münafığa! “Hoca kılıklı fetö” dedi. “Bu hainlerin bizim askerlerimizle ve erenlerimizle alakası yoktur” dedi. Bu millet Hak ile bâtılı birbirinden ayıran anlamında “Furkan” sıfatını da bu gece vesilesiyle kazandı.

 

S: Çok teşekkür ediyoruz. Son olarak; dîlhânenizdeki en sevdiğiniz üç kelime nedir?

C: Hasret Vuslat Aşk

Yazar Hakkında

Dilhâne

Yorum Yaz

Yorum Yazmak İçin Buraya Tıklayın

En Çok Okunan Yazılar

Ekim Sayımız Yayımlandı

Herald

Ekim sayımız yayınlandı. 10. sayımızda "Gönül" dosyası ile okurlarımıza merhaba diyoruz. Şakir Kurtulmuş ve Mahmut Bıyıklı ile yaptığımız söyleşiler Ekim sayımızda.

Hemen Oku!