Dilhâne > Uğur Ağtaş

Sen

İzbe kalır inkâr edersem varlığım, Sükut yüklü çehreyle beklediğimsin. Issız dağlarda hare saçan ışığım, Yakamozlu sığ sularda düşlediğimsin. Haşyetin gölgesinde tek sığınağım, Vakitsizce şahlanan toy kısrağımsın. Duaya teşne lâl dilimdeki tutsağım, Heybemde saklı kalan yol azığımsın. Asumanın gölgesine saplanmış mızrağım, El değmemiş pirüpak sancağımsın. Gözlerinin kuytusunda canlanan yanardağım, İlmik ilmik örülen hasret ağımsın. Bir bakarsın cemre düşen toprağım, Bazen zemheri soğukta oluşan buzdağımsın. Erbain

Daha Fazlası

Sisli Bir Gece

Göl ışıklarla hemhâl olmuş Raks ediyor sular, Süzülmekte envai çeşit yapraklar… Sisli bir gecenin kasvetinden, Şerha şerha yarılarak çıkıyor kalbim. Uzaklardan bir nağme işitilir Gizli olanı saklamakta mahir, Gecenin haykırışı mı yoksa? Yok yok… Olsa olsa Bir münadinin terennümüdür bu! Meçhul bir el, Beni o nağmeye çeker. Gölün ışık huzmeleri altında ilerlerken Asılı kalmış yağmur tanelerine dokunarak, Yaklaşıyorum… “Ey karanlığı alt eden kutlu sabah Sendedir

Daha Fazlası

Kördüğüm

Beynimde bir hezeyan: nasıl kaçacaksın? Karanlık sarmalın içindedir ördüğüm Beyhude bir serzeniş: haydi yapacaksın! Ömür girift, dehlizi çok, sanki kördüğüm… Dimağımda kekremsi bir tat, geziyorum Hakikatli her gözde azaptır gördüğüm. Yaklaşmakta olan bir şey var, seziyorum Bilmem nasıl anlatılır, bunca kördüğüm? Kalbimdeki feryat ile başbaşa kaldım Dizlerimin bağlarına atmışlar düğüm. Heyhat! Atinin yerine maziye daldım Yılların biriktirdiği mazi kördüğüm…

Daha Fazlası

Bir ‘Kadı’ Portresi

Takvimler 1345 senesini gösterirken, Kayseri’de soğuğun tüm hücrelerde hissedildiği ocak ayında dünyaya gelmişti Burhaneddin Ahmed. Babası Oğuzların Salur boyundan gelen Şemseddin Mehmed isimli nam şahıs, devrin Kayseri kadısıydı. Verdiği kararlar ile çözdüğü meselelerle halkın güvenini kazanan Şemseddin Mehmed, oğluna ilk tahsilini vermiş ve örnek biri olmuştu. Eretna Devleti’nde çalkantılı bir zaman

Daha Fazlası

Gözlerin

Yıldızlar dolmuştu nemli gözlerine Saklandım puslu perdenin gerisine Gözlerinde ölümün sessiz hayali Boğulmak üzereyim yok mu vebali? Ruhuma dadanmış habis bir hastalık Sabahın alacası bile karanlık ‘Haydi, kendine gel’ diyen gözler mahmur İzle pencereden çiseliyor yağmur Mademki en hakiki gerçektir ölüm Bir nazarınla yaktın, savruldu külüm Aynalar bile gitmeni istemiyor ‘Mahrum etme bizi gözlerinden’ diyor Nemli gözlerinle bırakıp giderken Nedamet duymadım hiç seni

Daha Fazlası