Dilhâne > Naif Karabatak

Atanan Öğretmenlerin Hikayesi

-Gerçek bir olaydan uyarlanmıştır- İstanbul’da zorlu geçen 4 yıllık üniversite tahsilini tamamlamış, “öğretmen olabilir” yetkisini bile almışlardı. Okulun kafeteryasında çay içiyor, son günün keyfini çıkarıyorlardı. “Heyyt be! ” dedi Turgay, “daha dün gibi değil mi arkadaşlar?” Belki zor geçmişti. Çok dirsek çürütmüş, çok sıkıntı çekmişlerdi. Hatta aç karnına sabahladıkları geceler bile

Daha Fazlası

İki Kızgın İhtiyar

Tam elimi kapının koluna atıyordum ki, kapının açılmasıyla dengem şaştı. Düşmemek için kendimi zor tuttum. İçeriden bağıra çağıra bir adam çıktı, ardında da kükremiş aslan gibi bizim Abdurrahman… 40 yıllık dostluğum süresince Abdurrahman’ı hiç böyle görmemiştim. Bu ne şiddet, bu ne celal diyesim geldi ama diyemiyorum ki, adam bağırıyor, Abdurrahman bağırıyor.

Daha Fazlası

Asayiş Bey Kemal

Anadolu’nun küçük bir şehrinde büyüdüm. O kadar küçüktü ki, şehrin ortasına kurulan yığma kalenin etrafını dönmek, şehrin tamamını turlamak gibiydi. O nedenle bizim şehirde “Git gel Konya altı saat” deyimi yoktu, bunun yerine “Haydi kalkın, şöyle 5-10 dakika şehri gezelim” daveti vardı. En geç 10 dakikada biterdi bu gezi. Kalan

Daha Fazlası

Fotoğraf Hayatın Özetidir

Sonunda benim de bir kitabım olacak, hiç kimse bana kitapsız diyemeyecekti. Dün akşam geç saatlerde aradı editörüm, “yarın gel, detayları halledelim” dedi. Detay çok, detayların arasına girersen labirentlerde dolaşabilirsin ama editörümün detayı, birkaç lüzumlu evrak olmalı, imzalar atılmalı, şöhret basamaklarını koşarak tırmanmalıydım. Kitabım çıktıktan sonra ilk imza gününün izdihamı ana haber

Daha Fazlası

Bizimkisi Şiddetsiz Geçimsizlik

Bu dava, meslek hayatının son davasıydı. Karara bağlar mıydı bilinmez ama başka bir dava almayacağı kesindi. Son dava, şanına yakışır bir dava olmalı, son dava, bütün diğer davaları unutturmalıydı. Başlaması da, bitişi de hafızalara kazınmalı, Halil Hâkimin son davası Adliye koridorlarında dilden dile dolaşmalıydı. Onun için klasik çağrı yapmak yerine,

Daha Fazlası

Bana Bir Şaka Yap, Ciddi Olsun!

Nefes nefese kalan çocuk bir yandan koşuyor, bir yandan da, “Hasan amca yetiş!” diye bağırıyordu. Küçük İbrahim’in bağırtısı üzerine kahvenin önüne çıkan köylüler, çocuğu bu kadar koşturan ve bu kadar heyecanlandıranın ne olduğunu merak etmişlerdi. Asıl merakları da “yetiş” diye bağırırken, ulaştıracağı haberdeydi. Hasan amca neye yetişecekti, nereye yetişecekti, duyacağı

Daha Fazlası

Kim Neyi Duymak İsterse

Ağanın kapısının önündeki kalabalık gittikçe artıyordu. Fısıldayanlar, yüksek sesle konuşanlar, bir birine bakıp sorgu sual edenler ve yeni gelenlere yapılan izahatlar uzun bir süre aldı. Çaycı Rüstem Efendi, köy imamı ve öğretmenine seslenerek, “kapıyı çalan, hatır soran siz olun” dedi. Öğretmenle imam göz göze geldi. Öğretmen imama, imam öğretmene görevi

Daha Fazlası