Dilhâne > Mehmet Memdoğlu

Sonbahar

Göç mevsimidir,.. Şaha kalkma, koş küheylan!... Yüreğimin ne son-baharı, Ne de göçü son buluyor...?   Hazan mevsimidir… Düşüyor toprağa sararan yapraklar. Ölüm sessizliği sarmış dünyayı, Kalp kemale ermemiş, dökülmüyor günahlar…   Hüznün sembolüdür… Yaprağın dalından, Sevgilinin yârinden ayrıldığı vaktin adıdır Sonbahar...   Vuslat zamanıdır... Kalplerin birbirine aktığı, Ebedi kavuşmaların adıdır Sonbahar… Son-Bahar…

Daha Fazlası

Ayrılık

Gönül-hanemiz şenlendi, şükürler olsun. Büyüttük, kokladık, evlat ayrılık… İbretle baktık biz bu dünyaya. Geldik, gördük, gidiyoruz ayrılık… Bülbüller konardı gamzelerine… Ansızın geldin, çattın ayrılık. Yâr diye inledim, bekledim durdum. Sundun acı şerbetini, içtim ayrılık… Gözlerin âlem’deki pencereydi… Kör ettin, kararttın, elem ayrılık…! Sonu vuslat mı bilemedim? Rüzgâr olup estin, kırdın ayrılık! Mum gibi erirken hasretinle… Pervanem oldun, döktün ayrılık. Kalbimde yeşeren sevgi çiçeğimdin. Sararttın ruhumu,

Daha Fazlası

Beyaz Kaplı Defter

Akşamüstü işyerinden eve dönen Hasan Ali, her zamanki gibi ilk önce mutfağa yöneldi. “Hayırlı akşamlar cennet kokulum, Nasılsın!?” dedikten sonra,  annesinin ellerinden öperek boynuna sarıldı. “Babam nerede?” sorusuna, annesinin “Baban odasında, kitap mı okuyor, roman mı yazıyor, ney mi üflüyor, bilmiyorum?” cevabıyla, babasının odasına doğru yürüdü. Babasının bir kütüphaneden farksız olan

Daha Fazlası

Mektup

12 Eylül 1980 askerî darbesinin şartlarının oluşmasının beklendiği, anarşi ve terörün gündemden düşmediği, her gün yüzlerce insanın “izm”ler uğruna sebepsizce öldürüldüğü günler Türkiye’sidir. İsmail, liseyi yeni bitirmiş 18 yaşında bir delikanlıdır. Çevresi tarafından sporcu kişiliğiyle takdir ediliyor olsa da mahalle arkadaşları arasında, fidan gibi boyu ve yakışıklığıyla ön plana çıkmaktadır.

Daha Fazlası

Sen

Gözlerimdeki ışık, yüreğimdeki sızı, Acı-yan yaram, âlemdeki yalnızlığımsın… Sen! Hiç duyulmayacak haykırışlarım, Gönlüme akıttığım, kanlı gözyaşlarımsın… Sen! Sonu olmayan gecem, gerçekleşmeyen rüyam, Tükenmeyen ümidim, aydınlığımsın… Sen! Diyar diyar gezip de bulamadığım, Bülbül-ü şeyda, ah-u zarımsım… Sen! Açmak için güneşi beklemeyip, Kalbimdekök salan,boynu bükükgonca gülsün… Sen! Semadan dökülüp üzerime yağan, Kar taneleri, yağmur damlacıklarısın… 10 Sen! Rüzgârın savurup, bulutların getirdiği, Dağlardan vadilere dökülen, bir avuç toprağımsın… Sen! Hem gözü, hem gönlü yakan, Giyilmesi mümkün

Daha Fazlası

Ruhun Baharı

Yeni güne, hüzünle “merhaba” diyor bulutlar… Körfezin kesif kokusunda geziniyor sandallar. Hatırladıkça gözlerini!… Rıhtıma değil… Kalbime vuruyor hırçın dalgalar.   Yine sel gibi… Limandan sokaklara akıyor insanlar. Gökyüzünde süzülürlerken, çığlık çığlığa martılar… Sevilen yüreklere, Vadilere kanat çırpıyor kuşlar…   O muhteşem görünümleriyle baharı müjdeliyor, Çiçeğe dönüşmüş rengârenk tomurcuklar. Ah görebilseydi keşke!… Sevgilinin gülüşünden utanır, Çaresiz kalırdı leylaklar.   Sahi ya! Ölüm de çiçek açar mı

Daha Fazlası

Aşık

Seslenmez, ses veremez hakiki âşık. Lâl’dir o. Darda kalsa da zoru yoktur. Görmez karanlığı, hep aydınlıktır kalbi, Gündüzü ve gecesi. Yarası, sadrına mektup yazdırır. Hayat ile ölüm arasındaki yolculuğun, Tek delili bilir dârül kabristanı. Faniliğin sefasını değil, Cefasını çeker âşık. Terennümüdür… Eşlik etse de ruh haline gözleri, Derûnundaki "acı"lara, tercümanlık eder gözyaşları... Keşfe kâfidir kalbindeki sırları âşığın, O mahmur, sessiz ve mahzun bakışları… “Yâr!” derken,

Daha Fazlası

Ustanın Nasihati

Teknolojiye yenik düşmüş olsa da taş duvar ustalarına Anadolu’nun pek çok yerinde hâlâ ihtiyaç duyulmaktadır. Hani, “Ekmeğini taştan çıkartır” diye bir deyim vardır ya. İşte, bu deyim Mehmet Ali Usta’yı anlatıyor âdeta. Kendisi iyi bir taş ustasıdır. Mesleğini Süleyman Usta’dan devralmıştır. Eskisi kadar rağbet görmese de çoluk çocuğunun nafakasını temin

Daha Fazlası