Dilhâne > Cihat Barış

Dilhânem

Dikenmişsin, seni gül sandım oysa Evvelimi yakar, ahirim duysa Üstü kalsın doydum, sevdalık buysa Zehire şerbet diye lokma banmışım   Sûretinde farklı bir sîret varmış Batında karayken zahirde akmış Sırat'tan da ince köprüler varmış Bilmeden yürüyüp ayak basmışım   Dilhâneme siyah bir örtü çektin Bilirsin orada maliktin, yektin Nezdimde yıkılmaz kaleye denktin Meğer çürük duvara abanmışım

Daha Fazlası

Bu Kaçıncı Eylül

Sevdalar Eylül'de maya tutar İlkbahar besmelesidir yaşamın oysa Kundaklarda bebeler Eylül'le nikâh kıyar Allah'a ısmarlarken analar Heybesinde morfin taşır on yedi yaş Kıyısında konaklanan Eylüller hatırına Sıcak simit, demli çay aşkına   Masada bir baş soğan, sobada tezek... Gün sayar zindanlarda şarkî türküler İnfaza namzet tümceler bekleşirken sırada Öylece anadan üryan, yamalı her hâl   Ah leylim, bu kaçıncı Eylül Hangi notaya dokunsam, o

Daha Fazlası

Dost

Ben bir cahil idim dünyaya şaştım Nice arif, âlimlerden fikir danıştım Ne hendekler geçtim, ne dağlar aştım Önümdeki engelleri düz eyledin dost Yeri geldi dizini yastık bildim Sinene yaslanıp gözyaşlarımı sildim Parayla, pulla biçilemez kıymetin Gönlümün köşkünü yer edindin dost Dostunu on satıra sığdır dediler Kalemi, kâğıdı ellerime verdiler Mürekkep eyledim tüm deryaları Seni tarife kelâm yetmedi dost

Daha Fazlası

Hüzün Çekirdekleri

Açılan yâreler merheme muhtaçken daha Hazineler bir selam kadar etmezken paha Dikenler içinde gül duruyorken semaha İçimdeki sırları bir nâmeye ısmarlıyorum Geceler zifir, katran; hem fecir gebe derde Ayaklarda mecal yok, akıl kalmadı serde Heyhat; dağın bile dağa kavuştuğu yerde Sen yoksun; hüzün çekirdekleri yeşertiyorum Suya cemre düştü, kırkikindilerde sıra Reva mı bunca mesafe; nûru döndürme nâra Vakit dar, el'ân

Daha Fazlası

İzdiham

Suskun bir kıyamet var beynimde Neylersin ki içim pişmiş, dışım ham Kaç şiiri katık ettim, beyhude; Her tarafım mahşeri bir izdiham Zifirde elem sofrasına bağdaş kurunca Sükût eder sırasıyla yangınları hecenin Sökecek şafak ilmeğe meyyal olunca Çıkamam içinden karmaşık bilmecenin Giyotinde muhabbet, fihristi ruhun Bir şifre, bir kandil arar gözlerim Ey semavat, muhtacıyım o nurun Adıma okunacak fermanı gözlerim

Daha Fazlası

Abuzittin – 4

Nakıslık sende, bende; onda zerre kusur yok! İrfan abidesidir, boş laflara karnı tok Az şey konuşur; sözlerinde manâ çok! Sazın, sözün ustası Abuzittin! Çay-simide yanaşmaz, parola; "ne alaka" Abur cubur hayranı; peynir, ekmek "tu kaka" Memleketine bakmaz; merakı Amerika Malazgirt, Söğüt yabanı Abuzittin! "WiFi"lerin kadrolusu, "Tik tok"ların erbabı Harbi, essah sanıyor, yaşadığı serabı Tanımaz Çerkez'i, Kürd'ü, Arab'ı Yedi-yirmi dört Frenk'tir Abuzittin!

Daha Fazlası

Abuzittin – 3

Cigarası ağzında gelir mektepten Tartmaz sözünü, hiç geçirmez elekten Çantası dolu ama farkı yok merkepten Ağır yükün hammalı Abuzittin! Toto-loto sanır, sınavdaki şıkları Oksijen gibi ona sanalın "tık"ları Karnı doyar, bol alınca "layk"ları "İnsta"nın cılız obezi Abuzittin! Her saniyesi "dımtıs", cümbüş, panayır Kendi cinsini bin mil öteden tanır "Feno" olunca, kemâle erdim sanır Dev davulun boş sesi Abuzittin! "Z kuşağı" mıydı, ne

Daha Fazlası