Cuma, Temmuz 19, 2019
Dilhane > Editörden > Asr-ı Saadet’te Bir Şâir

Asr-ı Saadet’te Bir Şâir

Asr-ı saadette bir şâir. Revâhâ’nın oğlu Abdullah. Peygamber’e (asm) en yakın isimlerden biri. Ayağına değen toz olmaya hâyâ edeceğimiz Peygamber’in (asm), devesinin yularını tutmakla şereflenmiş bir sahabe. O’na hep en yakın. Nasıl dönmez ki kalem şiire?

Sanatını yalnız Allah yolunda kullanan, Rasûlullah’ın “Şüphe yok ki kardeşiniz bâtıl ve boş söz söylemez” dediği bir şair Abdullah ibn Revâhâ… Parolası “Ey nefis! eğer öldürülmezsen ölürsün!.. Lakabı ise; Şâir-i Rasûlullah…

Akabe’den sonra müslüman oldu Abdullah. Kur’ân-ı Kerim’in müthiş ahengi karşısında ne yapacaklarını bilemeyen müşrikler, iftiralara başlayınca “O’nu ancak bir şâir yazmıştır” dediler. “Şâirler Sûresi” nâzil oldu ardından. Buyurdu Allah, “Şâirlere gelince, onlara da sapıklar uyar. Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve gerçekte yapmadıkları şeyleri söylediklerini görmedin mi? (Şu’arâ/224-226)” Tebliği duyanlar arasında, gözlerinden yaşlar boşalan biri vardı orada. Bir şâir… Abdullah ibn Revâhâ…

Râsulullah’ın yanına gidip “Allah, benim de şâir olduğumu biliyor. Demek ben de onlardanım!” diyerek çaresizliğini bildirdi. Allah’ın Râsul’u, su serpti Abdullah’ın yüreğine. Ekledi; ”Ancak iman edip iyi ameller işleyenler, Allah’ı çokça ananlar ve haksızlığa uğradıklarında, kendilerini savunanlar müstesnâ…(Şu’arâ/227)”

Abdullah ibn Revâhâ, son nefesine kadar müstesnâ şâirlerden olmaya çalıştı. Hicretin 7. yılında, Mekke’ye adım atmaları dahi yasaklanan müslümanların, bir umresi vardı ki; görülmeye değer… Efendimiz (asm), en önde devesiyle birlikte, devesinin yularını bir şâir çekiyor, şiirler yükseliyor semâlara… Hz.Ömer; “Ey İbn Revâhâ! Râsulullah’ın yanında, Hârem-i Şerif’te şiirler okumaya utanmaz mısın? diyor fakat Fahr-i Kâinat Efendimiz (asm), susturmuyor şâirini.

“Ya Ömer! diyor; mâni olma o’na. Allah’a yemin ederim ki, müşriklere ok yağdırmaktan daha tesirlidir onun sözleri…”

Uhud’da, Bedir’de, Hendek’te susmuyor şâir-i Rasûlullah.

Susmuyor; tâ ki, Mûte’ye kadar.

Hicretin 8.yılı. Yıl 629. Mûte seferine çıkan ordunun başında 3.kumandan Abdullah… Birincisi Zeyd bin Hârise, ikincisi  Ca‘fer bin Ebû Tâlib.

Belki son şiiriydi bu okuduğu… Devesine bakarak başladı Abdullah sözlerine;

“Beni günlerce uzaktan savaş meydanına götürünce,

Artık sana başka bir yolculuğu teklif etmeyeceğim.

Çünkü benim arzum,

Allah yolunda şehid olup;

Ailemin yanına bir daha dönmemektir.

Kardeşlerim dönerken,

Beni Şam ülkesinde toprağa verip,

Kimsesiz ve yalnız bırakmaları, tek dileğimdir.

İşte o zaman; arkamda bahçe,

Servet ve saman kalmış umrumda değildir”

…..

Çıktı Allah’ın Rasûl’ü minbere, toplandı mü’minler.

Gözleri yaşardı Nebî’nin,

“Onlar düşmanla karşılaştılar. Zeyd şehit oldu. Sonra sancağı Câfer aldı. O’da şehit oldu. Câfer’den sonra sancağı Abdullah bin Revâhâ aldı.”

Rasûlullah bir müddet sustu.

“Sancak Halid bin Velid’e teslim edildi.”

Allah onlardan razı olsun…

1 thought on “Asr-ı Saadet’te Bir Şâir

  1. Ey Rehava senin kanınla sulanan topraklarda Necip Fazillar , Mehmet Akifler.. yetişti ama biz gafiller hiç yetişemedik , hep geç kaldık 🙁

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir