Yazılar

Allah’ı (c.c) Arama Gayreti (Medeniyet, Edebiyat, Hakikat)

Edebiyatın, medeniyete tekabül etmesi ebced hesabıyla değil, ezel ve ebed hesabıyla da bulunabilir elbet. Çünkü edebiyat varsa medeniyet vardır. Medeniyetin Batı’daki versiyonu, tek dişi kalmış canavar, ejderha, hatta belki de gulyabanidir bilindiği gibi.Bizim medeniyetten anladığımız ve Rasullullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ümettine nakşettiği ise, tüm dünyaya o vakitlerden başlayarak hızla yayılan ve adeta tek ayak üstünde hizaya sokarcasına ders verir nitelikte olduğu ma’lum. Bizim medeniyetimiz, Medine’den gelmedir. Kureyş’te doğmuş, kuru et yiyen bir annenin oğlundan, Habibullah’tan öğrenilmiş İslam Medeniyetidir.
Medine ismi, “Medeniyet” mânâsındadır. Öyleyse medeniyet, İslam’la başladı, vuku buldu. Şöyle de seyretti elhamdülillah:
-Kız çocuklarının toprak altından alınıp, omuz üstünde taşınması
-Gül kokularıyla yetiştirilip, bereket iltifatına mazharı
-Siyahi kölelerin zincirleri kırılıp, saflarımıza alınması ve Ezan-ı Muhammediyye’ye en layığı, renkle değil, insanla, takvayla olduğunun hakikati(üstünlük takvadadır)
-Sokaklarda yüzlerce kadını saçlarından sürükleyip kendine eş yapan erkek müsveddelerine “dur” deyip, sınırlama getirilmesi, kadının değersizleşen itibarını kaldırması, ayaklarının altına cenneti sermesi..
Gibi, ayrımları ortadan kaldıran devrimler ile süregeldi ki Kur’an ve hadisteki adab-ı muaşeretin, edebin, ahlakın daha doğrusu insanlığın değerini Allah azze ve celle, böyle yaydı.
İslam medeniyetinin bu cahiliye dönemini sonlandırmasıyla; bilim, yönetim, mimarî, edebiyat gibi alanlarda da elbette ki günümüze kadar geldi. Bu medeniyet, kültürlerin sentezi olmakla birlikte, İslam yapıtaşının kuvvetiyle günümüze sabitlendi.
Medeniyet, değişmez gerçeklik ve meziyetlerle dolup taşan; incelik, edep, usul-erkan, kısaca insaniyeti öğretirken hakikate ulaştırır. Çağın gereklerine uymak değildir. Eğer öyle olsaydı Batı’nın tüm yolları deneyip, İslam’ı kendilerine harmanlamaları söz konusu olmazdı. Demek istediğim konuyu İngiliz Tony Blair’in “ İslam tek denenmemiş yol” sözüyle açıklayayım ki noktayı Batı’nın kendisi yapsın. Bu sözüyle kısaca, her yolu denedikleri ve son olarak- İslam’daki hususların kusursuzluğundan mütevellit- kendilerine tek çıkar yol edindiklerini anlayabiliriz.
Medeniyet kısaca insaniyeti öğretir dedik. Bunun en güzel izahını ve konumuzun özünü Bediüzzaman (kuddise sırruhu) tenbih ile yapmıştır:
“Medeniyetten istifam, sizi düşündürecek. Evet, böyle istibdat ve sefahete ve zilletle memzuç medeniyete, bedeviyeti tercih ediyorum. Bu medeniyet, eşhası fakir ve sefih ve ahlâksız eder. Fakat hakikî medeniyet, nev-i insanın terakki ve tekemmülüne ve mahiyet-i nev’iyesinin kuvveden fiile çıkmasına hizmet ettiğinden, bu nokta-i nazardan medeniyeti istemek, insaniyeti istemektir..” (Divan-ı Harb-i Örfi)

Edebiyatın medeniyet ile ilişiği ise, ortak noktası olan “edep“ kelimesidir. İslam’daki mahiyeti ise Kur’an-ı Kerim’in ta kendisidir. Çünkü başlı başına en iyi edebî eser örneğidir. Rabb’imizin şairlere verdiği önem ise Kur’an-ı Kerim’deki “Şuara” suresi ile de sabittir.
Şuara, “şairler” demektir. Sure’de yer alan bu ayetler..
( 224- Şairler(e gelince), onlara da sapıklar uyar.
225-226 – Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve gerçekte yapmadıkları şeyleri söylediklerini görmedin mi? )
nazil olduğunda, Hasan b. Sabit, Abdullah b. Revâha ve K’ab b. Mâlik ağlayarak Rasullullah(s.a.v) ’ın yanına geldiler ve; “ Ey Allah’ın Rasul’ü! Allah- u Teâla bu ayetleri indirirken elbetteki bizim şair olduğumuzu biliyordu” dediler.
Bunun üzerine Hz. Peygamberimiz(s.a.v);

“ 227 – Ancak iman edip iyi ameller işleyenler, Allah’ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savunanlar müstesna; haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akibete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir. ”
ayetini okuyarak “ İşte zulme uğratıldıktan sonra kendilerini müdafaa edenler sizlersiniz” buyurdu…
O şair sahabelerimiz (Radıyallâhü Anhum) gibi ayette bahsedilen şairler, elbetteki varlar. Biz onlardan razıyız, Allah da razı olsun.

Bu şairlerden biri olan ve edebî kişiliği ile “Üstad” olan, Necip Fazıl Kısakürek’in de dediği üzere; “ Şiirde gaye, kökte Allah ve mutlak hakikat olarak, dalda sırrilik ve remziliktir. ”

Şiir, Allah’ı arama gayretiyse, aslında diğer tüm sanatlar da Allah içindir. Yani arada kalmaya gerek yok. Anneni mi daha çok seviyorsun, babanı mı? Sanat sanat için mi, halk için mi? İslamî fikrimizce cevap net; Sanat Allah içindir.
Yine Üstad burada devreye girmiş, Allah ondan razı olsun.

“Anladım işi, sanat Allah’ı aramakmış;
Marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış… ”

Yazar Hakkında

Canan Karahan

Yorum Yaz

Yorum Yazmak İçin Buraya Tıklayın

En Çok Okunan Yazılar

Ekim Sayımız Yayımlandı

Herald

Ekim sayımız yayınlandı. 10. sayımızda "Gönül" dosyası ile okurlarımıza merhaba diyoruz. Şakir Kurtulmuş ve Mahmut Bıyıklı ile yaptığımız söyleşiler Ekim sayımızda.

Hemen Oku!