Pazar, Ağustos 18, 2019
Dilhâne > Söyleşiler > Ahmet Maraşlı İle Söyleşi

Ahmet Maraşlı İle Söyleşi

Ahmet Maraşlı, 1958’te Kahramanmaraş’ta doğdu. İlkokul ve ortaokulu memleketinde bitirdi. Akşehir Yatılı İlköğretmen Okulu ve Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdarî Bilimler Fakültesi, Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun oldu.

İnsanlığın kendisini bulması ve özlenen seviyelere erişmesi için en hassas ve dönüştürücü alanlardan birinin “canlı ve insanın ihtiyacı olan gerçek bir eğitim” olduğu ve yarınların daha çok bugünden yazılacağı inancı içinde, “çocuk büyütme” değil, “çocuk yetiştirme” konusu üzerinde özellikle yoğunlaştı. Bu alanda, öğrenciye, zekâsını ve yeteneklerini açarak, dersleri ve hayatı kolaylaştıran üstün özellikler kazandıran bir proje üretti, birçok yerde uyguladı.

Sürekli geliştirdiği ve artık bir program haline gelen bu projeyi, öğrenciler üzerinde uygulama yanında anne-baba ve eğitimcilere seminerler vermekte, inceleme ve araştırmalar yapmakta, bu arada şiir yazmaya yazmaktadır. Evli ve dört çocuk babasıdır.

Merhaba Ahmet Bey. Sizin eğitim modelinizin temelini “çocuk büyütmek değil yetiştirmek” düşüncesi oluşturuyor. Bunu biraz okurlarımız için açar mısınız?
Merhaba değerli kardeşim. Yetişmesi için elinizden gelen ilgi ve sevgiyi gösterdiğiniz çiçekle her türlü tehlikeye açık olarak kendi hâline bıraktığınız çiçek bir olur mu?..
Çocuk yetiştirmek; çocuğu, 1. İnsanî, ahlâkî ve manevî değerlerle dinamik anlamda, yani kabına sığmaz şekilde mücehhez yetiştirmekle birlikte, 2. Teknik, metot ve yaklaşımlar açısından da olağanüstü güçlü yetiştirmek demektir.Büyütmek ise, manevî-maddî nice tehlikeler karşısında güçsüz, yetersiz ve savunmasız bırakmak.
Bunu bir şiirde şöyle ifade etmiştim; benzer kapasitede iki çocuk düşünün;biri büyütülmüş, diğeri yetiştirilmiş olsun:

BÜYÜTMEK Mİ, YETİŞTİRMEK Mİ?
 
Bu büyütüldü,
Bu yetiştirildi.
Bu bodur kaldı,
Bu Güneş’le tutuşturuldu.
 
Tohumlarında fark yoktu,
Bakımlarında fark vardı.
Bunun bahçıvanının bakış açısı 360 derece,
Bununki 60 derece kadardı.
 
Zamanlara sığmaz insanı
60’a sığdırdılar.
Aslanı kediye boğdurdular,
Aslanı kediye boğdurdular.
 
Aslan terbiyecisi
Farkına vardı işin.
Yönü değişecek
Bu gidişin.

Ders sayısı ve saatlerinde yapılan artışın eğitim seviyesinin iyileştirilmesine katkısı ne yöndedir?
Bence mesele, odaklanılması gereken asıl nokta; ders sayısı ve sürelerin azlığı çokluğu değil, o derslerde ve sürelerde neler yapılabildiği veya yapılamadığı, derslerin nitelikleri ve öğrencilere sevdirilip sevdirilemediğidir.

Yoksa dersleri tek saate ve süreyi de 20 dakikaya düşürseniz ya da ders sayısını ve sürelerini olabildiğince artırsanız; derslerin nitelikleri zayıf ve öğrenciler de isteksizse, eğitim seviyesi her ikisinde de istenen verimde olmaz.

Teknolojinin eğitime entegre edilmesi hususunda ne düşünüyorsunuz?
Teknoloji eğitime hakkıyla entegre edilmeli ama yüksek insanî anlayış önünde teknoloji hâkim değil mahkûm olmalı.

Her çocuk kendine has yeteneklerle dünyaya gelir. Daha sonra bu yeteneklere eğilim gösterilirse farklı dallarda başarılı çocuklar, başarılı insanlar meydana gelir. Çocukluk çağında yeteneğin açığa çıkarılması ve doğru yönlendirilmelerde bulunulması hususunda neler yapılabilir?
Ailenin bu konuda az da olsa bilgi sahibi olması, çocuğun doğuştan getirdiği yetenekleri, özellikleri, yatkın olduğu alanları keşfedebilmek için onun yaklaşımlarını, severek yaptıklarını ve yapmadıklarını gözle dikkatle gözlemlemeleri, öğretmenlerinden bilgi ve uzmanlardan destek isteyerek, çocukla da görüş alışverişi içinde karar vermeleri gerekir.

Şöyle bir kıyasa gidip günümüz çocuklarının durumunu daha iyi öğrenelim istiyorum: Eskiden çocuklar vaktini nasıl geçiriyor, nelerle oynuyor, neler okuyordu?Şimdiki çocuklar vaktini nasıl geçiriyor, neler oynuyor, neler okuyor?
Eskiden çocuklar, anne baba ve kardeşleriyle, hatta dede, nine, teyze, hala ve dayılarıyla, komşu ve akraba çocuklarıyla vakit geçirme, sokakta, boş arsalarda, bahçelerde, ağaçların yanında, toprakla, doğayla iç içe çeşitli tabii oyunlar oynama ortamı bulabiliyorlardı.Tarihimizden gelen yazılı ve sözlü eserler, onları tarih içinde yolculuğa çıkarıyor, kendi kültür ve medeniyetimizin gerçek ve hayalî kahramanlarıyla kendilerini özdeşleştirebiliyordu.

Medeniyetimizin güzelliklerini, samimi sevgiyi, saygıyı, güveni o atmosferlerde yaşayarak veya görerek özümsüyorlar, yaşayamadıkları yerde bile onlara karşı saygı duyuyor, taraftarlık hisleri besliyorlardı.

Şimdiki çocuklar, büyük ölçüde insanî değerlere saldıran okuma metinleriyle, internet ve televizyon programlarıyla, bilgisayar oyunlarıyla vd. karşı karşıyalar, âdeta savunmasız hâldeler. O metinlerin, filmlerin, oyunların vd. birçoğunda insanî değerler söz konusu bile değil. Argo âdeta hafif kalıyor, en pespaye ifadeler çocukların dünyasını her yönden işgale çalışıyor. Ülkemizde ve bütün dünyada çocuk masumiyetine korkunç saldırılar var. Öyle bir dünyada yaşıyor, yaşatılıyoruz ki; çocuklar, dıştan gelen olumsuz etkilere son derece açıklar ve buna mukabil yeterli insanî çaba yok.
Çocukların yetiştirilmesinde anne babalara hangi sorumluluklar düşüyor?
Bu konuda âcizane bir tespitim var. Asıl problem çocuklarda değil, yetişkinlerde. Bugünün dünyasında, biz çocuklarımızın dünyalarına doğsaydık, yani onların yerinde olsaydık ne yapardık?..Bunu düşündüğümüzde daha iyi anlarız ki, çocukların işi gerçekten çok zor…
Anne babalara düşen öncelikli sorumluluk, çocuklarına güzel örnek olabilmeleri. Ama bu kolay değil, sabır istiyor, yerinde zevklerinden fedakârlık istiyor, gayret istiyor. Zor ama sonuçlarını görmeye başladığınız zaman da çok zevkli, bütün yorgunluğunuzu alıveriyor.
Başka? Onlara, İş işten geçme raddelerine gelmeden zamanında zaman ayırmak. Onların her birini, -miş gibi yaparak değil, samimiyetle ciddi bir muhatap olarak görüp,onlara saygı, sevgi göstermek ve bunu onlara yakinen hissettirmek… Aile ortamını, olumsuz cazibe kaynakları karşısında,çocuklarımız için cazibe kaynağı hâline getirmek…Evde ve dışarıda, yani değişik aile ortamlarında, ailece hep birlikte,hoşlarına gidecek ve onları geliştirecek, ilginç ve faydalı, hayat içinde fonksiyonel çeşitli uygulamalar yapmak.

Çocuklarımızın en çok neye ihtiyacı var?
Çocuklarımızın en çok, ciddî muhatap alınarak, sevgi ve ilgiye ihtiyaçları var. Bakın, Kur’ân, peygamberlerin (as) diliyle çocuklara nasıl hitap ediyor; “Yavrucuğum!”, “Oğulcuğum!” diyor. Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm çocuklara, hitap tarzına varıncaya kadar her şeyiyle sıcak bir yaklaşım sergiliyor. Sonra kısaca öğüt veya tavsiyede bulunuyor. Sonra tavsiyesinin sebebini veya sonucunu kısaca açıklıyor. Yani onu ciddî bir muhatap olarak aldığını her şeyiyle gösteriyor. Çocuğu sevgi ve saygı göstererek ciddî bir muhatap olarak almak, onun üzerinde olağanüstü etkileyici bir yaklaşımdır. Bunu yaptığında çocukları en çok etkileyecek kişiler ise önce anne-baba, sonra da öğretmenleridir.

Dîlhane’nizde yer edinmiş bir vecizeyi bizimle paylaşır mısınız?

“Çocuklarınızı, kendi zamanınıza göre değil, onların yaşayacakları zamana göre yetiştirin.” (Hz. Ali)
 
Kıymetli vaktinizi bize ayırdığınız için teşekkür ederim.
 Ben de size teşekkür ederim kardeşim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir