Perşembe, Kasım 21, 2019
Dilhâne > Haberler > 2. Dilhâne Şiir Yarışması Sonuçları

2. Dilhâne Şiir Yarışması Sonuçları

Geçen sene ilkini düzenlediğimiz şiir yarışmamız ilgi görmüştü. Bu sene de ikincisini düzenledik. Bu yarışmamız da güzel ilgi aldı. Toplam 135 şiir başvurusu geldi. Ön elemede bu sayıyı 31’e düşürdük ve daha sonra şiirleri inceleme kurulumuz; İsmail Kılıçarslan, Fatih Duman ve Said Yavuz’a ilettik. İnceleme kurulumuz “ince eleyip, sık dokuyarak” birinci, ikinci ve üçüncüyü seçtiler. Kazanan yarışmacılarımıza “Berceste Beyitler” kitabı hediye edilecek ve şiirleri seslendirilip Youtube kanalımıza yüklenecek.

İşte o seçilen 3 şiir..

1. Şiir;
Ateşten Gömlek
Ömer Faruk Nakkaş

Leylâ; büyük imtihan, ya diriliş ya îdam,
İlâhî ferman Leylâ, Leylâ; ağır imtihan.
Ya üfleyene bir yol, ya kat kat perde endam,
Kolay mı ölmek mecnûn, Mecnûn!… Sabır, imtihan.
Leylâ; büyük imtihan, ya diriliş ya îdam…

Ya örtüler çekilir, ya açılır kapılar,
Şöhret ile şehvetin, kanat sesi duyulur.
Bir avuçluk âlemde, akıl almaz sancılar,
Kimileri kör olur, kimileri yol bulur.
Ya örtüler çekilir, ya açılır kapılar…

Yıldızlarda ziyafet, etten sofrada açlık,
Vuslat; ebedî azab, firkat; hakîki nimet.
Neşe üstüne neşe, çığlık üstüne çığlık,
Perde arkası doyum , düşse perde; sefâlet.
Yıldızlarda ziyafet, etten sofrada açlık…

Arzu; ateşten gömlek, ya cennet ya cehennem,
Bir çıkmaz sokak Arzu, Arzu; yokluğun başı.
Ya kor ya ay parçası, ya hastalık ya merhem,
Ölüm boyu güzellik, ömür boyu gözyaşı.
Arzu; ateşten gömlek, ya cennet ya cehennem…

Ya aydınlanır gözler, ya sineler kararır,
Dudaktan isyan akar, kalbden kalbe füyuzat.
Diz çökülür huzurda, rûh; gül gibi sararır,
Bakarsın onca gürûh, satılır haraç mezat.
Ya aydınlanır gözler, ya sineler kararır…

Ölenler kavuşur bir, ölü gezer diriler,
Bir damla, binbir belâ, gülmek; uzak ihtimal.
Akıllılar zevk, sefâ, bayram eder deliler,
Nasıl sağ kalır bir er, varlık sırrına hamal.
Ölenler kavuşur bir, ölü gezer diriler…

Betül dönüm noktası, ya şehadet ya inkâr,
Benim meselem Betül, Betül benim misâlim.
Ya sonu gelmez zarar, ya bitip tükenmez kâr,
Ona mâlum bilinmez, çözülmez şu sır hâlim.
Kadın dönüm noktası, ya şehadet ya inkâr…

Ya Mecnûn’un Leylâ’sı, ya belâsı başımın,
Bir Leylâ ki; bin yıllık, ömrün ânlık kazancı.
Zâhirdeki sebebi, gözümdeki yaşımın,
Bir belâ ki; zamandan, kayıtsız büyük sancı.
Ya Mecnûn’un Leylâ’sı, ya belâsı başımın…

Gözlerinde bir ışık, güneş sönse ne çıkar,
Bu ışık Züleyha’nın, gözlerindeki ışık.
Bir düşürsem içime, dağılır karanlıklar,
Bir düşsem gözlerine, yalnız şöyle bir anlık.
Gözlerinde bir ışık, güneş sönse ne çıkar…

Şirin; varlığın sırrı, ya kölelik ya kulluk,
Her şeyden tatlı Şirin, Şirin; zehirden bir aş.
Ya maddelerde varlık, ya mânâlarda yokluk,
Her iki âlemde de, akıl almaz bir telaş.
Şirin; varlığın sırrı, ya kölelik ya kulluk…

Ya varlığa ihanet, ya yokluğa bir seyir,
Ve gönüllerde düğüm ve akın akın ölüm.
İstersen eğ başını, istersen arşa değdir,
Marifet; atabilmek, şu kalplere kördüğüm,
Ya varlığa ihanet, ya yokluğa bir seyir…

Dağ yamacında müjde, tepesinde intihar,
Sevmek; neden ve nasıl, işte kadîm mesele.
Adam gibi sevmeli, sevilecekse zinhar,
İşte aşkın aslına, ermede ki vesile.
Dağ yamacında müjde, tepesinde intihar…

Aslı; kabûl durağı, ya merhaba ya vedâ,
Az biraz hisse Aslı, Aslı; yangın öncesi.
Ya karınca kararı, ya habersiz elvedâ,
Bilenesi bilmece, dervişin bilmecesi.
Aslı; kabûl durağı, ya merhaba ya vedâ…

Ya irşâdın başıdır, ya hakîkatin sonu,
Katrede boğulanlar, ummana nasıl dalar.
Budur; henüz meclisin, kapısında ilk konu,
Nihâyetinde verilir, hayat pahası karar.
Ya irşâdın başıdır, ya hakîkatin sonu…

Yananlar sefer eder, yanan anlar seferi,
Bir cadde ki; ateşten, cehennem görse donar.
Her adımda bin yangın, işte rûhun zaferi,
Yandıkça yürür kişi ve yürüdükçe kanar.
Yananlar sefer eder, yanan anlar seferi…

2. Şiir;
Peşimdeler

Zeynep Gül Akgöz

her yaz sabahı kurusun diye ruhumu balkona astığımda,
dindirdiğim duygularımdan annem çay demlerdi.
alnımın tam ortasında bir güneş öpüşü
-anne gibi- durmaksızın.

deniz tuzu genzimi sarhoş ederken evvela,
katil gibi bir kıyıdan at beni aşağı, ninnilerim
bir nefes gibi kurtarsın beni yok oluşlardan.
bildiğim tüm türküler suizan etsin,
unuttum diye onları.
-beni öldürürcesine- hep çalıp durdular eski bir radyoda,
-dalga gibi- boğarcasına.
saat gibi, ritim gibi, peşimdeler.

solgun tenime güneş çizik atmış
-ustura gibi- kanatırcasına.
ellerim söyledi bana da,
kıskanmış tüm ölümleri bedenimden.
yine bu öğlen sırf bu yüzden,
ilk defa ölümsüz olmak istedim.
bu kez ruhumu asmadan
türkülerin en koyu ölüm tonunu söyledim
-ağıt gibi- acıtırcasına.
bitmek bilmiyorlar, ritim gibi, beynimdeler.

parmak uçlarım nasırlaşmış artık
tüm dramları yağmur ile destursuz yıkamaktan.
yağmur tekrar yağdığında ve gök
gösterdiğinde kendi ölümünü
işte o zaman anlarım tüm çirkin ellerin bir ağıtı olduğunu.

güneş yanlış yerden doğunca
ruhumla beraber kaybolurdum buğday tarlalarında.
pervasız ve bir o kadar ruhsuzluk sinsin istedim
göz kapaklarıma.

ağzımda hep aynı düzlükte bir dua
ve ceplerimde buruşuk kağıt parçaları.
gazel tonu ses yankı yapıyor kulaklarımda
bilmediğim dualar, mürekkebini şiirime akıtmaya başlayınca
aynı tekrarla gidiyor olacağım
satırlarımın duygu boşluklarından.

3. Şiir;
İnsan, Toprak ve Aksa

Reyhan Önal

Bir acının kopyası bendeki, aldırmayın
Ne demekti zaten ruhunu
144 dönüme hapsetmek?
Sevda yokuşuydu bu, dedi şair
kendinizi kaptırmayın
Zor olmamalıydı böylesine
insandan toprağa dönüşmek.

Dönüştük topraktan insana
mı yahut tanımlanamayan bir varlığa?
Korkmalıydık, korkmadık
Durmalıydık, durmadık
Doymalıydık, doymadık
Konumuz toprak değil, insansa hiç değil.

Bir mekansal ayrımın eşiğinde
Ne tam dışında ne de tam içinde
Yağmurlar ıslatır boyalı metrokentin güneşinde selaları
Yağmurlar ısıtır kadîm şehirde
sonsuzluğa okunan ezanları.

Selalar ve ezanlar
Karşı takımda kapitalizm
Bir maçın start düdüğü çalıyor
Çok geçmiyor
ve İsrafil sahaya iniyor
Korkmalıydı insan, korkmadı
Çamura boyandı da toprak olmadı.
Hayır, konumuz toprak değil, insansa hiç değil..

Zeytindağı zeytinyağı
damlıyor avucunu açana
bilakis
Mezar olup mevtâ kusuyor
rahmet yerine zahmet saçana.
Rüzgar niyetine fırtına biçiyor
zulme iyilik katıp adalet sanana
Bir sonraki göğün gürleyişi
ya da bir sonraki gürleyişi göğün
Dağın eteklerinden bir beddua gibi
Bereket diyarını harebeye çalana…

Çalmak insanoğlunun mahareti
Ya bir eşyayı ya bir yüreği
Doymalıydı insan, doymadı
Toprağı yedi de, toprak olmadı
Hâşa konumuz toprak değil, insansa hiç değil.

Sıcacık tekbiri kucaklayan dağ
Ömer’i içeri buyur eden dağ
Bir fatihin gelişini haykıran dağ
elveda ile biten cümlelerin öznesi bugün.
Bir sabah namazı ve uyumayan gençler
Dağ ancak kapılarını açmalı o gün.

Kapılar kapalıydı insan canlısında
Kapı çalınmadı
Kapı yumruklandı
Kapı kırıldı
Durmalıydı insan, durmadı.
Toprakla yarıştı da toprak olmadı.
Yemin etsem mevzu toprak değil
Hele insan hiç değil, çarpılırım.
İnsanı topraktan, toprağı Aksâ’dan
ayrı tutsam
Aksâ’yı yaratandan utanırım.

İnsan
Toprak
ve Aksâ
İnsanı Aksâ yapan ne varsa
ve topyekûn hepsi topraksa
İnsan olmak gerek toprak olmaya
Toprak olmak gerek Aksâ olmaya.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir